SEVDİĞİM VİYANA

By | 15 Şubat 2018


Sevgili Viyana ile ikinci buluşmamız.. İlki ile ikincisi arasında uzun bir boşluk oldu ama şu anki hislerim üçüncü buluşma için bu kadar uzun bir ara olmayacak diyor.. Rüya gibi  beş gün geçiriyoruz bu kez Viyana’da..  Sokaklar, müzeler, kahveler, yemekler, konserler,…herşey dolu dolu ve çok keyifli.. Yine ayrıntılı bir gezi rehberi yerine bu seyahatte öne çıkanları, akılda kalanları, üzerimde kalan Viyana etkisini ve dolayısı ile en içimden gelen önerileri  bulacaksınız bu yazıda..

Merhaba Viyana

Şehirlerle ilk karşılaşma anına bayılıyorum.. Güneşli ve ılık bir Eylül sabahı Volkstheater metro durağından yeryüzüne çıktığımız anda kocaman bir ohh çekiyoruz!. Büyük porselen bibloları andıran binaları, önümüzden geçen kırmızı tramvayları ile muhteşem Viyana var karşımızda.. Bu şehir insanı daha ilk anda mutlu ediyor, kalbini çarptırıyor.. Hemen valizlerimizi birkaç yüz metre ilerideki otelimize doğru çekmeye başlıyoruz..

Viyana’da bu kez hep şehrin kalbinde olmak, ilgi alanlarımıza her an yakın olmak ve seyahatimize keyif katmak niyetiyle çok merkezi ama aynı zamanda çok keyifli bir konaklama seçimi yaptık. Özellikle Berlin ve Hamburg seyahatlerimden aşina olduğum 25 Hours Hotels‘in müzeler bölgesindeki otelini daha fotoğraflarından bile sevmiştim; güzel de bir indirim dönemi yakalayınca bu fırsatı değerlendirdik.  İyi ki de öyle yapmışız; şehirle ilgili harika anılarımıza öyle çok katkısı oldu ki..


Gün doğumunda pembeleşen gökyüzü manzarası ve Viyana silueti, odamızın kocaman camlarına bir tablo gibi asılıyor her sabah… Gözümü ilk açışımda her sabah bu tabloyu görüyor, her sabah bu şehri yeniden seviyorum..


Sonra duvardaki sirk konseptli murale güneş vuruyor; kalkıp müziği açıyorum.. her sabah bıkmadan pencereden bir video çekiyorum.. sırf kendime.. hatırlamak, özleyince bakmak için..

Gün böyle keyifle başlarken ve  kahvaltı için de otelin içindeki 1500 foodmakers varken başka kahvaltı alternatiflerini görmiyor tabi gözümüz.. Bu durumda da sevdiğim viyana adresleri kahvaltıdan değil kahveden başlıyor..

Sevdiğim Adresler

Viyana adeta bir kahvehaneler cenneti.. Şık salonlarda, eski salonlarda, şık sunumlu kahveleri kibar garsonların taşıdığı film seti gibi yerler düşünün.. Kahvaltı, gün arası kahvesi, öğle yemeği, akşamüstü içkisi, müzik dinletisi, tatlı kaçamağı ve hatta akşam yemeği, akşam içkisi, gece kahvesi.. Herbiri gün boyu her an başka bir filmin sahnesi..

Cafe Central, Cafe Hawelka, Mozart Cafe, Cafe Demel ve Cafe Sperl atmosfer olarak en sevdiklerim.

Cafe Central / İlk günün akşamüstü molası için ne güzel alternatif.. Viyana’ya geldiğimiz belli olsun dercesine!..  İçeri girdiğimizde piyano dinletisi başlamış; girişe yakın br masaya alınıyoruz.. Kimi masada erken akşam yemeği, kimi masada tatlı ve kahve.. Biz ise proseccolarımızı müziğe ve Viyana’ya kaldırıyoruz! / Herrengasse 14

Cafe SperlYüksek tavanlı geniş salonda kahvelerimizi içerken pencere önündeki güneş sızmış masalarda pek çok kişi gazete okuyor.. L salonun arka bölümünde ise birkaç genç bilardo oynuyor..üç bilardo masasından birinin üzeri örtülüp gazeteliğe çevrilmiş.. Hayatımda hiçbir kafede bu kadar çok gazete çeşidini birarada görmedim.. İki garson masalara içinde farklı farklı kahvelerle dolu fincanlar, minik bir bardak su ve üzerine kapatılmış bir kaşık olan minik metal tepsiler taşıyorlar.. Güneş hüzmelerinde toz zerrecikleri asılmış; dikkatli bakınca usulca dans ediyorlar..Bence “tarihi bir kahve” tam olarak böyle bir şey.. / Gumpendorfer Str. 11

Cafe Demel / Az önce caddedeki EMI müzik mağazasında yeni çıkan Fazıl Say Nocturnes albümünü bulmanın sevinci ve acaba Demel’in iç salonunda oturacak yer de bulacak mıyız merakı ile sırada bekliyoruz ama işin güzel yanı sırada birinciyiz. Bir masa kalkana kadar camekanın arkasındaki mutfağın hummalı çalışmasını izliyoruz.. Mermer tezgahta hamurlar hazırlanırken içerideki hafif ekşimsi nefis tereyağ kokusunu iyice içimize çekip daha da sabırsızlanıyoruz.. Siyah beyaz önlükli, kısacık gri saçlı ve gülerken ışıldayan aydınlık yüzlü hanımefendi bizi yerimize buyur ediyor.. Kadife koltuklu beyaz kolalı örtülü o loş salonda apfelstrudel ve kahve keyfi zamanı!.. / Kohlmarkt 14

Cafe Alt Wien /Aslında en çok seni merak ediyordum ama kahveni değil, ortamını.. Akşam vakti yemek sonrasında içeri girer girmez yoğun sigara dumanı karşılıyor bizi.. Evet, ne yazık ki pek çok mekan gibi burada da sigara içilebiliyor.. Masalarda, barda o kadar ilginç tipler oturuyor ki herbirinin dakikalarca izlemek istiyorum ama sigarasız iç salona geçmek zorundayız.. Garson siparişlerimizi getirirken duvarları afişleri, arada tuvalete gitmek için bu tarafa geçen -belli ki- müdavimleri seyrediyoruz.. Bir zamanların bu meşhur edebiyat kahvesine dair  “akşam hali enteresan” yorumlarına hak verviyorum ve yarın sabah tekrar bu sokaktan geçip mutlaka cephesinin fotoğrafını çekmek istiyorum.. / Bäckerstraße 9

Cafe Hawelka / Bir başka akşam, bir başka Leopold Hawelka mekanı.. İçeri girince tam sütuna yaslanmış ikili mini kanepede oturuyoruz.. İnsan bu eski püskü çizgili kadife koltuklarda oturmaktan, kahvenin yanında gelen küçücük su bardaklarından, afişlerden, detaylardan geçmişi okumaktan garip bir haz duyuyor..  Sanırım en çok fincanlardaki bay Leopold imzasını ve duvarlarda onun fotoğraflarını seviyorum.. / Dorotheergasse 6

Daniel Moser / Aslında şehirdeki ilk resmi kahve mola adresimiz burası.. Çünkü Viyana’nın ilk kahvesi bu caddede, tam buraya açılıyor; biz de rotaya buradan başlıyor, ilk “melange”ları burada içiyoruz.. / Rotenturmstraße 14

..Bunlar bu seferki ziyaretten sevdiğim anlar ama VİYANA KAHVELERİNDE başlıklı zamansız yazımda şehrin en iyi kahvelerinin tam listesini bulabilirsiniz.

Tarihi molaların yanısıra modern, yeni nesil kahve dükkanlarını da merak etmiyor değilim..Uzun bir listem var; içinden birkaçını deneyebiliyoruz..

Kaffemik/ Nitelikli kahve için en çok duyduğum adreslerden biri olan K’mik otelimize çok yakın ve bulunduğu bölgede sevdiğimiz pek çok sokak, dükkan ve plakçılar olunca nitelikli kahve kategorisinde ilk onu deniyoruz.. / Zollergasse 5

CaffeCouture/ Muhteşem mimarisine bayılıp sık sık içinden geçtiğim Ferstel Passage’ın sonundaki  Cafe Couture’un ikinci şubesi var. Güzel kahveler yapıyorlar, güzel çekirdekleri var, bu pasajın içinde oturup güzel bir kahve içmek zevkli..burayı hemen seviyorum.. / Freyung 2

Süssmund Kaffebar/ En sevdiğimi sona sakladım; Süssmund’a bayılıyorum..çünkü hayalimdeki nitelikli kahve dükkanının şekil bulmuş hali!. İçeri girince ilk müzik dikkatimi çekiyor klasik ve elektroniği buluşturan piano tınıları.. Bara yanaşıp çekirdekler arasından baristanın önerilerine kulak vererek iki farklı bölgeden kahve seçiyoruz. İçerisi çok büyük; bir kısmı mobilya mağazası, mimarlık ofisi gibi adeta.. Bir köşeyi işaret edip burada oturabilir miyiz diyorum.. “her yerde oturabilirsiniz, burası tamamen kahve dükkanı” diyor ve siparişleri hazırlamaya koyuluyor.. Biz de hem etrafı hem onu izleyebileceğimiz iki koltuk seçiyoruz.. Büyük bir özenle ve laboratuar titizliğinde, ikisini aynı anda, aynı dikkatle, aromalarını birbirine karıştırmadan hazırlıyor ve finalde önce kendine minicik iki bardak alıp test yudumu için kahvelerden ayırıyor.. Bizim kahveleri de aromalarına göre ayrı model fincanlara, fincanları ısıttıktan sonra doldurup yanında su ile birlikte getiriyor.. Bu deneyime bayılıyor içtiğimiz çekirdeklerden birinden bir paket kahveyi de ev için alıyoruz.. / Dominikanerbastei 11

Bir de Fleischmakt’ta rastladığımız küçücük pencereli mini 3.dalga kahveci Fenster’i ise pek bi tatlı bulduk!.

Bu kadar kahve yeter, hiç mi bir şey yemedik biz? Yemez olur muyuz hiç! …hem de ne güzel şeyler!..

Plachutta / Viyana denince en ünlü yemek şnitzel ama bir de “tafelspitz var! Sebzeli dana haşlamayı andıran yemeği, yanında sebze ve çeşitli soslar ile birlikte bakır kaplarda, çok gösterişli bir sunumla masaya getiren Plachutta sanırım bu yemek için en doğru adres. Öğle yemeği için masasına kuruluyor sadece iki kişilik  servis edilmek üzere tek porsiyon tafelspitz ve kendilerinin üzüm suyundan sipariş ediyoruz. Bu yemeğin özel bir yeme seremonisi var; masada beklerken bunu öğrenmek için minik bir de broşür var.. Zaten garson servisin bir kısmını kendi yapaken aynı zamanda sizi yönlendiriyor.. Kesinlikle çok keyifli bir deneyim hem bu yemeği hem de yeni bir şey öğrenmeyi pek seviyorum.. / Wollzeile 38

Trzesniewski/ 1902’den beri hizmet veren bu ilginç açık sandviç zinciri, bence şehrin en güzel küçük sırrı ama ilk şube Dorotheergasse’dekine gitmek şart!. Farklı malzemeler ile hazırlanmış birkaç minik açık sandviç, yanına da lokallerin içtiği gibi minik, oyuncak gibi bardakta bira “pfiff” ile ayaküstü masalarda atıştırmaca.. Ben böyle küçük, lokal numaralara bayılıyorum!..

1516 Brewing Company / En az beş yıl öncesinden  bir tavsiye ile uzun zamandır Viyana defterimde..denenme zamanı çoktan gelmiş.. Kalabalık ve gürültülü genç gruplar arasındaki masamızı menüden birkaç tabak ve onların güzel biraları ile donatıp keyifli bir akşam geçiriyoruz.. / Schwarzenbergstraße 2

İyi Schnitzel’in Peşinde.. / Schnitzel Viyana’da önemli mevzu.. Ben de bu kez daha derin bir araştırmaya girip bu konudaki soru işaretlerimi tamamen giderip en iyiyi, en doğruyu daha detaylı öğrenmek istiyorum..

Peki neler öğrendim? Bir kere “orijinal Viyana şnitzeli” kesinlikle dana etinden olurmuş. Ama dana eti pahalı olduğu için ucuz alternatifi domuz etinden yapılmış. Danadan yapılanın adı “Wiener Schnitzel”. Domuzdan yapılanın adı ise “Schnitzel Wiener Art”. Bu isim ayrımı bir çok önemseniyor; bir çeşit patent gibi, coğrafi işaret gibi yasal zorunluluk.. Bir de bunun yanısıra daha sonra türetilen tavuk etinden yapılan versiyon var tabi.. Kafa karışırsa emin olmak için menüde “kalb” kelimesine dikkat edilebilir. yanında bu yazıyorsa dana etinden yapıldığı netleşmiş olur..

İyisini nerede yiyeceğiz? Ben de çoğunluk gibi Figlmüller sevenlerdenim ama Figlmüller’in asıl uzmanlık alanı domuz şnitzel; bunu da biliyorum.. Kaç kez izledim yapılışını.. Kaplama malzemelerin ile kaplandıktan sonra tek sefer kullanılan tertemiz kızgın yağın içine iki kez girip çıkıyor ve çıtır çıtır oluyor.. Ana şubesi Wollzeille’de pasaj içindeki küçük şube; diğeri ise yoğun talebi karşılamak üzere sonradan açılan.. Benim tercihim daima orijinal şube.. Önceden rezervasyon akşam için şart ama gündüz araya kaynama ihtimali çok yüksek.. Biz yine de garantiye almıştık rezervasyonla ama eğer rezervasyon yoksa pes etmeyin, deneyin şansınızı derim.. Dana şnitzeli nasıl yapıyor bilmiyorum ama ben kendi spesiyal şnitzellerini de tavuklu versiyonu da çok seviyorum. Ama bence şnitzelden de daha güzel ve gitmeden hep özlenen asıl şey o muhteşem patates salatası. Tatlılığı kabak çekirdeği yağından gelen o muhteşem salata!. Ben sırf bu salata uğruna her Viyana’ya gidişimde mutlaka Figlmüller’e gideceğim!

“orijinal viyana şnitzeli için” ise Gasthaus Pöschl, Schnitzelwirt 52 ve Plachutta’nın schnitzele odaklanan gasthaus opern şubesi araştırmalarımda karşıma çıkan ve herkesin iyi olduğunda hemfikir olduğu diğer üç adres.. Herkes derken, Anthony Bourdain, Ishai Golan ve şehirde yaşayan damak tadına düşkün pek çok ismi de kastediyorum; sadece iki üç günlüğüne Viyana’ya gidenleri değil.. Bütün günlerimi ve öğünlerimi şnitzel peşinde geçirmem mümkün olmadığı için sadece Gasthaus Pöschlü deneyebiliyorum. Gerçek Wiener Schnitzel, patates salatası ve bir kadeh Avusturya riesling’i… Hmmmmmmmmm!.. Bilmem anlatabiliyor muyum? / Weihburggasse 17

Bunun dışında yemek için üç ilginç adresim daha var ama..

Gastwirtschaft Wratschko / Anthony Bourdain’den öğrendiğim bu salaş mekan yine otelimize çok yakın; rezervasyonsuz ve biraz “yer bulur muyuz” diye çekinerek gidiyoruz. Bourdain’in programının adı “Rezervasyona Gerek Yok” ama o gittikten sonra mekanlar popülerleştiği için genellikle gerek oluyor!.. Giriş kısmı pub havasındaki mekana girince her tarafa koşturan bir garson kızdan başka kimseyi göremeyip ona soruyoruz iki kişilik yeri.. “şuradan geçin, istediğiniz yere oturun diye arka tarafı gösteriyor.. Şaşırıyoruz.. Mekan belli ki arkaya doğru uzuyor; arka salondan gürültü ve kahkaha sesleri geliyor.. Biz orta alanda mutfağa yakın sadece 3 masalı bir  bölümde oturuyoruz. Bizimle birlikte iki masa dolu şimdi.. İçerisi loş.. masamız temiz bile değil!. Bir ara kafası karışık kız masamıza uğrayıp menü verse de biz az önce içeri taşıdığı tabaklardan gözümüze kestirdiğimizi tarif ediyoruz; o da “haa, falan filan.. tamam iki tane .. diyor.. iki kadeh de kırmızı ilave edip kaderimizi bekliyoruz. Ne acayip bir gece, tam David Lynch filmi gibi bir mekan.. Aklımda hep bu David Lynch tanımlamam, masadaki tekli şamdan ve adını bile öğrenemeden yediğimiz i-na-nıl-maz soslu et yemeği ile kazılı kalacak.. yeniden gidene dek.. / Neustiftgasse 51

Zwölf Apostkeller / Savaş zamanı sığınak olarak kullanılan ve yeraltına doğru uzanan bir mahzen.. En alt katına kadar mutlaka hayret ve şaşkınlık içinde “vay be” diye mırıldanarak inmek lazım.. Biz öyle yapıyoruz.. sonra da bir masaya oturup atırştırmalık birşeyler sipariş ediyoruz. Hemen bir parantez: “heuriger” avusturya meyhanesi demek ve o yılın taze şaraplarını sunuyorlar..en çok da grinzing bölgesinde var.. şehrin içindeki en iyi ve eski alternatif burası ama mevsim yeni hasat şarap zamanı değil daha.. o yüzden ne bulursak onu içiyoruz..aç da değiliz; gulaşı iyiymiş ama onu da deniyemiyor peynir tabağı ve ıvır zıvırla geçiştiriyoruz.. eh işte.. ama mekan ve ambiyans olarak 1339’dan bahsediyoruz! /  Sonnenfelsgasse 3

Griechenbeisl/ Duvarlarında viyana kuşatmasının top izlerini saklayan acayip bir mekan daha!.. Yıl bu kez 1447. Burası Beethoven’in favorisiymiş; hep mantar çorbası içermiş. Tipik Viyana mutfağı sunuyor.. Binanın kendisi, mahzeni ve özellikle buraya gelen politikacı ve sanatçılardan oluşan önemli tarihi şahsiyetlerin imzaları ile dolu özel Mark Twain Salonu görülmeye değer.. / Fleischmarkt 11

Bunlar dışında öğle molalarından birinde uğrayayıp lokallerin arasında hafif bir öğle yemeği yediğim Ulrich ve hemen yakınındaki ikiz kardeşi Erich’i çok sevdim. Bir öğle yemeğinde de bu ferah salonda yeriz diye not aldığım MAK Museum içindeki Salon Plafond‘a ne yazık ki hiç gidemedim ama bir başka öğle molasında Figar‘ın sağlıklı sokak lezzetlerinden denedim..

Akşamüstü ve geceye devam için ise bende iyi anılar bırakan sevdiğim iki adres edindim;

Lame Rooftop/ Viyana çatıları ve sembol binalara karşı günü batırmak için tam bir keyif noktası. Hem de baya bi keyif!../ Rotenturmstraße 15

Bunun dışında gece için en iyi alternatiflerden biri şahsen bizzat otelimiz 25thhours otel’in çatısındaki havalı bar. Bazen kaliteyi uzaklarda aramamak lazım!.. Biz her gün akşamüstü üzerimizi değişip başka bir yerlere koştururken herkes akın akın bizim otele geliyor.. Bir gün biz de çıkıyoruz terasa ve olayı anında kavrıyoruz!.Hatta şuraya bir link bırakayım; dj programına falan da bakarsınız.. /

 

Şehir Turu

Tarihi merkezin ara sokaklarında at arabalarının peşine takılıp dar sokakları keşfetmek keyifli. Bu yürüyüşlerde en sevdiğim meydan Judenplatz. Bu sakin meydanı çok fotografik buluyorum ve ısrarla her fırsatta yolumu buradan geçirip fotograflamaya doyamıyorum!.

Ferstel Passage‘a bayılıyorum.. 1860’ta mimar Heinrich von Ferstel  elinden çıkan bu zarif yapı girişte bir fıskiye ile karşılıyor sizi.. Devamında şık ve Parizyen bir bistro, şahane bir kahve dükkanı, tavanlarda muhteşem detaylar ile arka sokağa açılan nefis bir geçit..

Kleines Cafe, her yürüşümde karşıma çıkıyor.. Sabah kaçta açılıp içi kaçta süpürülüyor, masaları o minik meydana kaçta yayılıyor, her gün kaç kasa süt geliyor, biliyorum!.. O benim için bir kafe değil, bir çeşit şehir sembolü..Pek çokları için de cephesinin görür görmez o meşhur filmi (Before Sunrise) hatırlatıp iç çektiren romantik bir sembol!..

Viyana’da inanılmaz güzel müzeler arasında insan tüm vaktini harcayabilir ama güzel sanatlara ilgisi olan biri mutlaka Kunsthistorisches Museum Sanat Tarihi Müzesi’ni görmeli -hatta içindeki Gerstner Cafe’de de bir mola vermeli.. Bu kadarı yetmezse adını bile çok sevdiğim Albertina Müzesi ikinci adres. Bunlara ilk Viyana seyahatimizde geniş vakit ayrılmıştık.. Keşke vakit daha da çok olsa tekrar tekrar gidebilsek..

Bu seferki konsantrasyonumuz ise daha önce Belvedere Sarayı‘na gittiğimiz halde  vakit ayıramadığımız Upper Belvedere kısmında sergilenen sanat koleksiyonu.. Sonunda geniş bir Gustav Klimt koleksiyonu ile karşı karşıyayız!.. Sabah erken gittiğimiz için ilk yarım saati sakince geçiriyoruz ancak sonra gelen Koreli bir grup meşhur Kiss tablosuna neredeyse hiç bakmadan fotograflamaya başlayınca huzur bozuluyor.. Yine de müze ve eserler çok güzel.. Giriş ücreti 15€.Hofburg Sarayı‘nı gezmesek de her gün önünden geçip atlı arabalı klasik Hofburg fotografını mutlaka çekiyoruz. (Her ne kadar kendim asla atlı arabaya binmesem de bu şehirde en azından daha dikkatli ve duyarlı şekilde şehrin dokusunun bir parçası olarak yer verdiklerine inandığımdan atlı arabaları bu şehre, bu şehrin fotograflarına yakıştırıyorum.

Palmenhaus ve Schmetterlinghaus Palmenhaus, Hofburg Sarayı’nın palmiyeler, yeşilliklerle kaplı cam ve ferforjeden yapılma kış bahçesi. Bulunduğumuz günlerde hava sıcak olduğu için biz de herkes gibi önündeki açık alanda oturup Burggarten’ın yeşilliğine karşı güzel bir mola vermiştik..bir arka paralelinde şehrin en hareketli bölgelerinden biri olmasına rağmen inanılmaz yeşil ve huzurlu bir yer,.. özellikle soğuk aylarda gideceklerin bu kış bahçesini çok seveceğini düşünüyorum.Bu molaya hemen yanındaki kelebek evi “Schmetterlinghaus” gezisini de ekleyerek daha da keyif katmak mümkün..(hem de içeride ısınırsınız.kelebekler galiba sıcak seviyor..içerisi çoook sıcaktı!)

Bir seyahatsever olarak mutlaka görmeliyim diye düşündüğüm “Globe Museum” ise farklı dönemlere ait sayısız yerkürenin yanısıra paylaştığı bilgilerle dünya tarihinde kısa bir gezinti yaptırıyor.. Giriş ücreti 3€.

Opera Gecesi  Viyana gerçekten operanın, klasik müziğin, valsin şehri..Keyif alan biri için onlarsız bir Viyana  seyahati gerçekten eksik kalır.. Geçen Viyana seyahatimizde Kursalon’da klasik müzik konserine gidebilmiştik; bu kez de daha uçak biletini alır almaz opera hayalleri kurmaya başladık ancak biletleri daha satışa çıktığı gün hızla tükenmeye başlayan Viyana operasında bütçeyi zorlayan bilet fiyatları ile karşılaşınca geriye kalan ekonomik alternatiflerden başka çare kalmadı.. Bir: Bazı temsiller Nisan, Mayıs, Haziran, Eylül ve Aralık aylarında operanın önünde kurulan dev ekrandan halka yayınlanıyor. Erken gider yer kaparsanız koltuktan, olmadı yere çökerek, elinize içeceğinizi (şıklık olsun derseniz küçük boy *schlumberger brut”unuzu alıp sokaktan canlı yayını izleyebiliyorsunuz.. İki: Standing Room/ Temsiller başlamadan 80 dakika önce operanın Operngasse caddesindeki girişi önünde bir kuyruk oluşmaya başlıyor -ki kesin girmek istiyorsanız daha da erken o sıraya girmelisiniz. Viyana Operası her temsil için toplam 567 adet gibi rekor bir sayıda ayakta bilet satışı yaparak bütçesi dar olanlara ve turistlere opera izleme şansı sunuyor. Bilet fiyatları 3 ve 4€. Kuyruğa yeterince erken girdiyseniz ve şanslıysanız “ground floor”dan yer kapıyorsunuz. Bu da baya iyi görüş açısı ve konfor demek, yere oturarak bile izleyebilirsiniz.. Ama sonlara kaldıysanız istikamet balcony ya da gallery.. Ayakta ve zor şartlarda izleyeceksiniz demek.. Bütün gün yürümüş bir turist için çok da hoş değil ama en azından salonu, atmosferi görebiliyorsunuz.. Ayrıca yorulanlar kaçtıkça daha iyi görüş açılı bir yer de bulmak mümkün olabiliyor.. Üç: Sırada beklerken operanın görevlilerinin kapıya çıkıp anlık fırsat bilet sattığı da oluyor.. Tanesi 35€’dan bir fırsat yakalarsanız değerlendirmeye değer..

Peki, biz turistiz, nasıl giyinmeliyiz? diye düşünebilirsiniz.. Bu konuda çok katı değiller ama biraz özen bekleniyor..ki zaten siz de bu özeni gösterirseniz kendiniz de rahat edersiniz.. Yıktık jeanli, rengarenk ve şortlu birilerini almadıklarına şahit oldum.. Ayakta bilet aldıkları halde gece elbiseleri ve papyonları-siyah takımları ile gelen öğrenci grubu çok tatlıydı mesela!. En iyisi akşam operaya gideceğiniz gün koyu renklerde giyinmeye çalışın.. belki akşam boynunuza geçireceğiniz bir şal, süslü bir küpe?.. Hangi kategoriden biletiniz olursa olsun arada şık bara uğrayıp bir kadeh “sparkling” içmeyi ve Gerstner atıştırmalıklarından tatmayı unutmayın ama!.

Opera ile ilgili tüm sezon programı, bilet fiyatları ve diğer ayrıntıları Wiener Staatsoper bağlantısında bulabilirsiniz.

 

Küçük Alışverişler, Küçük Mutluluklar

Genel olarak Viyana’da alışveriş için tercih edilebilecek sokaklar Kohlmarkt, Kartnerstrasse, Seitengasse, Lindengasse ve tanıdık zincir mağazalara rastlayacağımız Mariahilfer Caddesi olarak sıralanabilir. Ancak ben -kendi adıma- Mariahilfer’in alt paralelleri, onu kesen caddeleri, -Kirchengasse ve civarındaki keşiflerimi- kendime daha yakın ve keyifli bulduğumu söyleyebilirim..

Hediyelik eşyalar da tarihi merkez “Altstadt içinde, özellikle Stephanplatz civarında rahatlıkla bulunabiliyor. Bu dükkanlarda şehrin doğası gereği klasik müzik ve opera etkili pek çok obje var.. Johann Straus ve Mozart ile anlamlandırılmış sayısız dekoratif obje, bardak, çikolata…vesaire..

Yine Stephanplatz’da bulunan Manner Shop turistlerin en çok uğradığı adreslerden.. 1960’lardan beri üretilen napoliten gofretlerin sanırım tadı değil de ambalajın ikonikliği cezbedici oluyor ve insan teneke bir kutuyu evine taşımaktan kendini alıkoyamıyor!.

Ama gerçek ve anlamlı bir alışverişten söz ediyorsak benim için Viyana’da önemli bir adres var: Mühlbauer. 1903 yılından beri şapka üreten bu marka kendini çağdaş tasarım dünyasına o kadar güzel adapte etmiş ki, şapka kullanmaya meraklı biri olarak el yapımı şapkalarından birini kendime alıp karşılığında aklımın yarısının mağazadaki diğer 10 şapkada bırakıyorum!. Tek tek elde yapılan bu şapkalar, yapan onu yapan şapkacının imzasını taşıyan bir etikete sahip.. Şehrin içinde birkaç mağazası var ama ben belki bakmak isteyen olur diye şuraya site linkini de ekliyorum..

Bunun dışında siz de benim gibi gittiğiniz yerde lokal marka ve tasarımcılarda ısrarcıysanız;

Gardrobumda daima en sevdiğim jean pantolonlarımın efendisi,  moda tasarımcısı Helmut Lang Viyanalı..

Benim tarzımın dışında ama meraklıları için.. renkli ve neşeli  takı/aksesuar markası Frey Wille aslen Viyanalı..

Sıradışı ve hoş tasarımlı çantaları ile öne çıkan Eva Blut ‘un Kühfussgasse’de güzel bir dükkanı var..

Bir kısmı kafe bir kısmı baskı dükkanı olan Supersense Viyana’da en ilginç bulduğum ve sevdiğim dükkanlardan biri.. Kendinize özel bir plak kapağı bile yaptırabiliyorsunuz!.Üstelik bu dükkana gitmişken şehrin farklı mahallelerinden biri ile de tanışma şansınız var. Prater ve Karmeliterplatz şehrin yenilikçi, hip bölgelerinden biri.. / Praterstraße 70

Die Sellerie ise kırtasiye ürünleri, küçük aksesuarları, oda kokuları ile eve hoşluk katmak için uğranabilecek çok tatlı bir dükkan../ Burggasse 21

Gezdiğimiz pek çok plak dükkanı içinden favorilerimiz Teuchtler, Tongues ve hala ısrarla Substance..

Merkurmarkt da gurme alışverişi için önerim.. Merkezde, insanın aradığı herşeyi bulabileceği çok katlı marketin en üst katında da bir şarap barı var..

Cumartesi günleri erkenden kurulan Naschmarkt’daki bit pazarı keyifli bir sabah aktivitesi. Burası normalde satıcıların çoğunun Türk olduğu bir sebze meyve pazarı; içinde pek çok yeme içme alternatifi ile şehrin en renkli noktalarından biri.. Cumartesileri de bir kısmında bit pazarı kuruluyor; satıcıların büyük kısmı yine Türk.. Ben maddi manevi bu pazarda tam aradığımı bulamasam da bit pazarı gezmek insana bulunduğu şehit ile ilgili pek çok bilgi aktardığı için iyi ki gittim diyorum.. Pazar sonrasında belki yakınındaki Vollpension’da geç kahvaltı yapılabilir. Bu sevimli kafedeki tüm objeler de sanki bu pazardan toplanmış gibi! Servis biraz yavaş ama kafe baya keyifli..

Ayrıca her Pazar 8-11 arası Riesenflohmarkt‘ın kurulduğu notu defterimde var ama biz uğramadık; denemeyi diğer gidenlere bırakıyorum..

 

Kısa Kısa..

Viyana’da şehiriçi ulaşım için metro ve tramvay kullanımı oldukça yaygın ve kolay.. Ulaşımda kullanılan tekli bilet 2.10€. Pazartesi’den Pazar’a geçerli haftalık kart 16.20€; 24 / 48 ve 72 saatlik sınırsız biletler de mevcut.

Havaalanı- Viyana şehir merkezi ulaşımında ise otobüs, CAT Havaalanı treni ya da Railjet Treni’ni kullanabilirsiniz.

Şehir merkezi çemberinin biraz dışına çıkınca;

Yppenplatz-Brunnenmarkt arası bolca kafe ve dükkan bulunan daha çok yerlilerin takıldığı  hipbir bölge..

Şehrin yahudi mahallesi olarak bilinen Leopoldstadt Karmeliterplatz renkli bir bölge.. Cumartesileri “kosher” ürünlerin de bulunduğu bir pazar kuruluyor.

Margareten’de Schlossquadrat gizili bir labirent içinde tamamen lokal bahçeli mekanlar, restoran ve şarapevleri var..

Döblig ise şehrin lüks semti.

Son olarak gitmeden önce takip edip edebileceğiniz instagram hesapları.. Fotografik ilham için @irinahp  ; esprili ve lokal öneriler için @viennawurstelstand  ve ağırlıklı yeme içme güncel önerileri için @viennainsider  ile @Secret_Vienna


Ah Viyana.. Notları yazarken bile o anlara gittim; tekrar keyiflendim.. Benim için bitmeyecek, tekrar tekrar keyifle gezilecek şehirlerden birisin.. Biz seninle yeniden buluşana dek sana gelen herkes seni en az benim kadar sevsin!.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir