NERDEN BAŞLASAM, NASIL ANLATSAM: HELSİNKİ GEZİ NOTLARI

By | 13 Temmuz 2015

helsinki_gezi_notlari_seyahat_rehberi_helsinkide_yapilacak_seyler

“Kuzey’in nasıl bir yer olduğunu sorarsan bir gün bana, sana asla anlatamayacağım bir gökyüzü var. Hep benim bileceğim, hep benim hatırlayacağım, insanın aklını kaybedip bir daha içinde bulamayacağı büyük bir boşluk var.”

Bu satırları bir süre önce Gül Ersoy’un Kuzey Helsinki öyküsünde okumuş, altını da çizmiştim.. O zaman henüz Helsinki’ye bu kadar yakın bir zamanda gideceğimi bilmiyordum. Planlamamıştım. Hayalim değildi. Ama bir gün gideceğimi biliyordum.. “O gün” meğer bu Haziran’da bir günmüş..  Birçoklarının aksine bir-iki gün değil, koca bir hafta; Baltık şehirlerini gezerken arada uğramalık değil, yerlisi gibi takılmalık bir hafta…

Şimdi dönüp bakınca neresinden tutup nasıl anlatacağımı bilemediğim ender şehirlerden Helsinki. Gitmeden hakkında iyi şeyler, aşk, övgü cümlesi okumadım neredeyse. Isınamayanlar -her anlamda!- , aradığını bulamayanlar, biraz dolanıp hemen en yakın komşu başkent Stokholm’e kaçanlar!.. Hikayeler hep böyle. Hatta bana tavsiyeler de.. “Orada kalma, bin gemiye Stokholm’e git”.. Ama işte böyle öneriler bende ters tepiyor. O gemiye binmiyorum. Hırs yapıyorum. Burada kalıyorum!.. Helsinki’yi sevmenin kendimce yolunu buluyorum.

En çok üç şeyi özleyeceğim:

Hep aydınlık, -bilemedin alacakaranlık- bakmaya doyamadığım gökyüzünü; Cafe Regatta’da daha sonrasını düşünmeden oturmayı; bir de istisnasız her yerde  çok güzel yapılan somon çorbasını!…

Yağmurla girdik şehre, güneşle döndük. Çok şey yaptık. Denedik, yanıldık, ofladık, pufladık, güldük, eğlendik, yine denedik, sevdik…Her şeyi anlatmama imkan yok. Hele ki ruh halini. Nasıl yazacağımı bilemediğim Helsinki rehberini şu an yazmaya başlıyorum.

Önce pratik bilgiler:…

Mevsim  Bence bu seyahatin en önemli maddesi. Ufuk çizgisi çok dar olan Finlandiya yıl içinde tamamen karanlık ve tamamen aydınlık günler yaşıyor. Helsinki ülkenin en güneyinde olduğu için en az etkilenen şehir olsa da tüm kışı yoğun karanlık ile geçirip yazı da batmak bilmeyen güneşin enerjisi ile yaşıyor.  Buranın ilkbaharı Mayıs sonu Haziran ortası; 21 Haziran’dan itibaren mevsim yaz.. O çok kısa süren yaz şenliklerle karşılanıyor. Benim önerim Helsinki’ye ilk ziyaret için kesinlikle bu zamanı Haziran-Temmuz aylarını seçmeniz. Aksi halde burada gözlemlediğim kadarı ile hayat zor!. Aramızda saat farkı yok. Isı farkı, yaşam farkı, günışığı farkı çok!..

Ulaşım Yaklaşık 3 – 3,5 saat süren uçak yolculuğunun ardından kendinizi Vantaa Havalimanı’nda bulacaksınız. Buradan şehri merkezindeki ana tren istasyonuna ulaşmak için iki yol var: FinnAir City Bus hemen terminal 2’nin önündeki duraklardan kalkıyor ve yaklaşık 25-30 dakika içinde merkeze varıyor. Araç içinden alınan bilet fiyatı 6.30€ ve otobüs içinde WiFi bağlantısı var.

Diğer yol 615 no.lu otobüs ki o da hemen yan perondan, 21 no.lu platformdan kalkıyor. Her saatin 12. ve 50. dakikasında kalkan otobüste bileti araç içinden 5€ ödeyerek alıyorsunuz.  Bu da yaklaşık 40 dakikada merkez istasyona ulaşıyor.  Dönüşte havaalanına gitmek için de yine bu durağa gelerek dijital ekrandan otobüsün kaçta ve hangi perondan kalkacağını takip edebilirsiniz. Bu arada merkez istasyonun şöyle Central/Centraal vb. kolay bir adı yok. kendisi tüm ulaşım ağında Rautatieasema olarak geçiyor!.  Biraz zorlasalarmış!.. Zaten genel olarak Finlandiya’da hiçbir tabelayı, özel ismi okumak için kendinizi hırpalamayın; olmayacak. Aynı dil grubundan (Ural/Altay) olmamıza hayret ediyorum; ben hiç bir bağlantı, yakınlık kuramadım. Töölö, Hietaniemi, Kauppakorkeakolut… diğer güzide semt, durak isimlerinden örnekler..Düşünün yani!. Dedim ya hiç kendinizi yormayın; karnınız açıkınca lazım olacak kelime Ravintola. Kendisi restoran demek olur. Yemeğin üstüne de bir “Kahvila”ya girip Kahvi için tamamdır, gerisi boş!..

Ulaşımdan dil dersine atladığımın farkındayım; hemen tramvay bilgileri ile durumu toparlıyorum:

Merkez istasyon önünden geçen başlıca tramvay hatları; 2, 3, 6,6T, 9. İstasyonun altında da metro durağı var. Tek hat üzerinde işleyen bir metro var. Sadece daha uzak bölgelere giderseniz ihtiyaç duyacağınızı tahmin ediyorum. Otobüs ve tramvaylara binecekseniz sakin duraklarda küçük bir el işareti yapmakta fayda var; aksi halde durmayabiliyorlar. Bunun dışında ulaşım gece gündüz son derece sorunsuz, aktif ve kolay kullanımlı. Biz uzun konakladığımız için sınırsız ulaşım sağlayan 7 günlük biletlerden aldık. Merkez istasyondaki Helsinki City Transport noktasından ya da bilet makinelerinden alınabiliyor. Kredi kartı geçiyor. Biletsizseniz araç içinden de almak mümkün ama günlük, birkaç günlük biletlerden almak mantıklı. Bir günlük 8; 7 günlük 32 €. Tramvay ve metroda bu tip biletiniz varsa hiçbir şey yapmadan geçip yerinize oturabiliyorsunuz ama otobüse ön kapıdan binerek şöföre bileti göstermek gerekiyor.

2 ve 3 no.lu tramvaylar neredeyse bir ring sisteminde çalışarak şehrin hemen hemen tüm önemli noktalarından geçiyor. Bu sayede hızlı bir şehir turu yapmak mimkün. Bu konuda ayrıntılı harita ve hengi durağa ne denk geliyor bilgisini HSL’nin internet sitesinden edinebilirsiniz.

Bunu dışında 4 no.lu travvay ile şehrin mimari özelliklerini gözlemleyebileceğiniz bir tramvay turu; 6 n.lu tramvay ile tasarım ve yeme içme mekanlarının bulunduğu güzergahta bir tramvay turu ve son olarak 7 no.lu tramvay ile de tarihi ve yeşil Helsinki’yi görebileceğiniz  rotada bir tur yapabilirsiniz.

Konaklama Pahalı bir şehir olan Helsinki’de konaklama için şehir merkezinden pek uzaklaşmamakta fayda var. Şehrin yapısı, yaşantısı gereği hareketli bölgeden kopmak istemeyeceğinizi varsayarak böyle düşünüyorum. Bizim tercihimiz merkeze ulaşımı çok pratik olan Töölö bölgesi oldu. Çok büyük bir konaklama kompleksi olan Hostel Academia farklı farklı özelliklere sahip konaklama alternatifleri sunuyor. Kendi küçük mutfağı da olan iki kişilik bir odayı bu tesisten Helsinki standartlarında oldukça iyi bir fiyata ayırttık booking.com üzerinden.. Yine bu çevrede Radisson Blu ve Sokos Hotel daha konforlu ve elbette daha yüksek rakamlara kalınabilecek düzgün alternatifler. Saunayı bulan Finliler tam olarak sauna manyağı olunca hostelden otele ve kiralanan eve kadar her konaklama alternatifine sauna keyfi de dahil. (Evet, apartmanlarda bile ortak kullanıma açık saunalar var. Kullanmak serbest, tek şart tamamen çıplak olmak !)

Görelim, Yapalım, Gezelim Hani bir şehre gelince yapmazsan olmaz mecburi aktiviteler vardır ya; işte bu bölümde onları sıralamaya çalışacağım. Çok ayrıntıya girmeden; bu şehirde tek bir gününüz olsa bile yapılabilecek şeyler, görülecek yerler..

 – Kauppatori Pazar yeri: Pazartesi’den Cumartesi’ye -hatta yaz aylarında Pazar günü de dahil- hergün kurulan pazar yeri şehrin en canlı ve en renkli yeri. Tezgahlar arasında dolaşıp hediyelik eşyalar ve el sanatları ürünleri almak, bölgenin meyvelerinden tatmak, çörek, krep yiyip kahve içmek ve öğle saatinde yemek tezgahlarında balık/sebze partisi yapmak adetten.

– Tempeliaukio/ Kaya Kilisesi: Töölö semtinde yer alan kayadan oyulma kilise oldukça enteresan. Umarım benim gibi şanslı bir saatte ziyaret eder ve sıraslarında oturup piano notalarının o duvarlarda yankılaşını dinleyerek huzurlu ve şaşkın dakikalar geçirirsiniz.

– Kammpi Chapel / Ahşap Sukunet Şapeli: Şehirdeki bir diğer şaşırtıcı ibadet evi. Bana göre tam olarak Finlandiya’nın imzası!. Tamamen ahşaptan yapılan ve tasarımı bile sıradışı olan, muhteşen akustiğe sahip şapel şehirde ilk ziyaret ettiğimiz turistik adreslerdendi. Ağaç ve tasarım gerçekten Finliler’in işi!..

– Rautatieasema / Helsinki Merkez Tren İstasyonu: İstasyon şehrin mimari anlamda imza yapılarından biri; hatta en ünlüsü. Eliel Saarinen elinden çıkma yapının aydınlatmaları oldukça etkileyici. Fotoğraflamayı ve uzun uzun inceleyip hayran kalmayı unutmayın. 

– Uspenski Katedrali: Yakın komşusu Saint Petersburg’a selam çakan katedral Rus mimarisinde yapılmış. İçine girer misiniz bilemem ama mutlaka önünden geçecek, önünde poz vereceksiniz. Katedralin bulunduğu yarımada şehrin hoş mimarili bölgelerinden biri..

– Esplanadi Parkı: Etrafında lüks mağazalar, şık kafelerin yer aldığı parka, şehrin oturma odası bile diyorlar. İçinden geçmek, banklarında oturmak, çevresindeki kafelerde oturup yaşamın akışını izlemek bu şehri sevdiren şeylerden..İçindeki şık kafe Kappeli 1700’lerden kalma ve tarihte çok ünlü müdavimleri var..

– Senato meydanı ve Helsinki Katedrali: Tursit pozunun verileceği, selfie’nin çekileceği meydan ve kadetral. Gördüğüm en sade iç tasarıma sahip katedral dışarıdan bakınca oldukça heybetli ve hemen hemen şehrin her noktasından görülebiliyor. Engel’in tasarladığı Neoklasik mimariye sahip meydanda Cumaları 12.30’da muhafız değişim töreni var. Civar sokaklar “ToriKortellit” denen tarihi Helsinki şehir merkezini oluşturuyor ve o dönemden kalma binalara işeret ediliyor.

– Sibelius Parkı ve Anıtı:  Yine Töölö semtinde denize yakın bir park içinde ünlü besteci Sibelius’a adanmış bir anıt ve heykel var. Ben hemen bu parkın yanındaki çok sevdiğim bir adrese sürekli gitsem, parkın köşesinden devamlı geçsem de kafamı çevirip o anıta bir bakmışlığım yok.. Zaten gidenler de Sibelius’u taıyor mu, bilmiyorum. Yapılacak şeyler listesinde yazıyor diye gidiyorlar gibi geliyor bana.. Ben gitmiyorum. Evde Sibelius’un plağını dinliyorum!..

– Suomenlinna Adası/Kalesi: Buyrun bir turistik Helsinki mecburiyeti daha! 1748’de yapılan ve dünyanın en büyük deniz kalesi olma ünvanını taşıyan bir kale, manzara, kafeler ve şahane ağaçlar var adada. Tek suçu fazla turistik olmak. Gitmek şart mı? bence değil; bu şehirde daha birçok ada, görülecek sayfiye yeri var.. ama siz yine de görün; aklınız kalmasın!. Kauppatori’den teknelerle 5€’ya gidiliyor. Burada piknik yapmak da popüler; isterseniz hazırlıklı gidin.

– Seurasaari Açıkhava Müzesi/Adası: Yerel kostümlü rehberler ile eski Fin kır hayatını gözlemlemek isterseniz ilginç bir açıkhava müzesi. Ayrıca adada plajlar ve sincaplar var!. Merkezden 24 no.lu otabüse binerek ulaşacağınız adaya giderken mayonuzu ve sincaplar için fındık götürmeyi unutmayın!.

– Helsinki Adacıkları Tekne Turu: Kauppatori’den kalkan tekne turları ile çevredeki adacıkları, bölgenin doğal güzellikerini  görmek mümkün. Gece-gündüz, yemekli-yemeksiz birçok alternatifi mevcut..

– Pihlajasaari: İşte benim favori adam!. Merisatana’da Cafe Carousel’in arkasından kalkan teknelerle ulaşılan adada kum plajlar, kafe/restoran, sauna, doğa güzelliği ve huzur var. Turistik bir gün geçirmenin yerine dinlendirici keyifli bir plaj günü geçirmek isterseniz bu adaya gelin. Adanın lokantasında balık çorbası içmeyi ve plajlardaki rengarenk soyunma kabinlerini fotoğraflamayı unutmayın.

Müzeler Elbette şehirde birçok müze var ama ziyaret etmek üzere kendi listeme aldığım 3 müze var;

Ateneum Müzesi: Finlandiya’nın en büyük koleksiyonuna sahip olan müze hemen merkez istasyonun karşısında çok hoş bir tarihi bina içinde yer alıyor. Koleksiyonunda Van Gogh’tan Rubens’e birçok ünlü sanatçının eseri bulunan müze ne yazık ki tamamını bir anda değil, farklı temalar içinde dönüşümlü olarak sergiliyor. Pazartesi Kapalı. Salı-Cuma 10-18; Çarşamba Perşembe 10-20 ve Cumartesi Pazar da 10-17 saatleri arasında açık. Giriş 13€.

Kiasma Çağdaş Sanat Müzesi: Ziyaret etmekten çok keyif aldığım gerek mimari gerek içerik olarak son derece doyurucu müze. Keşke şu aralar gidip şu an gösterimdeki sergilerden biri olan Robert Mapplethorpe retrospektifini gezebilseniz. Yine Pazartesi kapalı. Salı 10-17; Çarş’dan Cuma’ya 10-20.30; Cumartesi 10-18 ve Pazar da 10-17 arası açık. Giriş 12€.

Helsinki Tasarım Müzesi: Bu ülkenin moda ve tasarım anlayışını kavramak ve hayranlık duymak için ziyaret edilmesi gereken önemli bir müze. Yaz boyu her gün 11-18 arası açık. Giriş 10€

Şakayla karışık ön bilgiler bitti.. Sırada sevilen adresler, yeme içme, alışveriş ipuçları var.. Elbette başka bir yazıda!….