HOŞGELDİN PAS COFFEE !..

By | 11 Ocak 2014

pas_coffee_house_istanbul

Galatasaray Lisesi’nin yanından yokuş aşağı iyi bir tempo tutturuyoruz. Her zaman biraz vakit geçirdiğimiz yol üstündeki kitapçılara ve Kontraplak’a hiç pas vermeden hedefe doğru kararlılıkla ilerliyoruz. Bir kaç dakika içinde sanat galerileri ve küçük atölyelerin yan yana dizildiği Boğazkesen’deyiz. Sokakta birkaç kare fotoğraf, sonra günün kahvesini içmek üzere no.74 Pas Coffee.

Bugün aslında özellikle Pas Coffee için gelindi bu bölgeye. Yaklaşık 10 gün önce hazırlıklarını tesadüfi bir şekilde öğrendiğimde açılır açılmaz hemen ziyaret etmeye karar vermiştim çünkü..

Hikayesi şu: İki ortağın mimarlık ofisi olan bu mekan kapı önünden geçen meraklıların oldum olası

ilgisini çekiyor zaten. Cama burunlarını dayayıp yoksa bir kafe mi diye arada bir içeriyi gözetliyorlar. İşte bu noktada ortaya atılıyor fikir: E, biz bu beklentinin hakkını verelim; burayı kafe yapalım o zaman!.. Harekete geçen ekip mimarlık ofisini buradan taşıyıp mekanı bir kafeye dönüştürüyor. Seyahat tutkularının peşinde geçmişte yaptıkları gezilerden sevdikleri detaylar yaratıcılıkları ile birleşince ortaya bu güzel mekan çıkıyor işte.  Ben tüm bu bilgileri etrafta peri kızı edasıyla uçuşan ve sonra yanımıza konarak “size ne ikram edebilirim?” diye soran Nuray Özler’den öğreniyorum. Aslen yetenekli bir ressam olan Nuray  tüm enerjisini, yaratıcılığını ve misafirperverliğini bu güzel kafe için harcıyor şu aralar..

Mekan: Öyle çok büyük bir yer hayal etmeyin. Bu çevrede geçirilecek bir gün için dinlendirici, tazeleyici, keyif verici küçük bir uğrak noktası burası. Dışarıdakilerle birlikte toplamda 10 kadar küçük masa, rahat, sıcak, samimi.. Taş duvarlı mekanları oldum olası sevmişimdir ama asıl favorim bana bir şekilde Londra’yı anımsatan beyaz fayans kaplamalar.. İşte ikisini tek mekanda bulup müzik de başarılı olunca ortamı sevdim. Tam kapı girişinde, hem mekana hem de sokağa hakim konumda oturmak çok çekici görünse de bence Pas Coffee’nin asıl numarası arka taraftaki küçük oda. Servis bankosunun bitiminden başlayan arka oda, gittiğimiz mekanlarda pek alışık olmadığımız ama çocukluk anılarından bir hayli tanıdık; Büyükanne Evi!..  Bir kanepe, minicik bir soba, bir okuma köşesi ile bu oda insanı bir anda anılarına ışınlıyor. Pencere kenarındaki kavanozda kestaneler bile unutulmamış.. Bu çok sevdiğim bölüme sürükleyici bir kitabı alıp gelsem tüm gün çıkmam herhalde. Yanlız o güzel koltuğun yanına bir okuma lambası lazım, onlar almazsa kendim alıp gideceğim!..

Menü: Ben kahvemin yanına daha dumanı üstünde bir dilim havuçlu kek sipariş ettim. İyi ki de öyle yapmışım çünkü hiç abartısız uzun zamandır yediğim en lezzetli ve en hafif kekle tanışmış oldum. Menüde havuçlu keke ilaveten  muffin, brownie, kruvasan, panna cotta gibi tatlılar; sandviçler, kiş ve çeşit çeşit dilim üstü lezzetler var. Sabah saatlerinde uğranırsa mini kahvaltı iş başında. Prinsese, Kırmızı Başlıklı Kız gibi ismi de servisi de sevimli atıştırmalıklar var.. Detoks kategorisinden taze meyve suları da unutulmamış. Kahveye gelince şimdilik Americano ile idare ettim ama filtre kahvenin de menüye girmesini sabırsızlıkla bekliyorum.

Tüm servis ve sunumlar çok cici; küçük dokunuşlar unutulmamış..  Bir işe sanatçı eli, ruhu değdi mi böyle güzel oluyor işte..

Öyleyse, Hayatımıza Hoşgeldin Pas Coffee!..

Okuyucuya Not: Bu sevimli kafeyi sakın Pas geçme! Hesabı öderken de “o bizim ikramımızdı” deseler de bence kulak asma, öde. Böyle güzel mekanlara ilk adımlarında destek olmak lazım..

Pas Coffee Housa’a Not: Lütfen bu taze, samimi, ticaretten uzak, hayalci, amatör ruhunu bu haliyle koru. Güzel kekler, kişler, dilimlere aynen devam!..

Galerideki fotoğraflar @pascoffeehouse instagram hesabından seçilmiştir.