ATİNA GEZİ NOTLARI: BUNU SAYMAYIZ, YİNE GÖRÜŞELİM!

By | 12 Temmuz 2018

Sen yıllarca Atina’ya gitme, sonra da bunu saymayız, yine görüşelim diye sloganlar at!.. Oldu mu sayın gezicigünlük? Hem de şahane oldu!. Çünkü Atina ile ilgili seyahat sonrası hissiyatım aynen böyle!.

Burnumuzun dibinde ve ulaşması çok kolay olduğu halde nedense bu Atina’yı hep bir gün gideriz diye kenarda tutmuş ama bir türlü de şans vermemişiz.. Ta ki içinde “yaz, deniz, tatil kafası” barındıran bir adalar planı yapıncaya kadar.. Planımız Atina’dan kolay ulaşılabilir birkaç adada deniz tatili yapıp dönüşte de Atina ile kısaca tanışmak.. Aynen uyguluyor ve önce adaları gezip (ki onu da ayrıca anlatacağım..) ardından da Atina’ya dönüp  çok keyifli 2 buçuk gün geçiriyoruz.

Size yalan söyleyemem, Atina’yı tamamen gezdik, altını üstüne getirdik diyemem!. Çünkü rahat bir deniz tatilinin ardından normal bir şehrin karmaşasına dahil olmak ve her yeri göreceğim inadıyla koşturmak biraz zor geliyor insana.. O yüzden özellikle şehrin merkezindeki mutlaka görülecekler, yapılacaklar listesinden başlayarak geziyoruz Atina’yı.. Hepsinin anlatacağım.. ama önce ulaşım..

Merhaba Atina

Atina’ya uçmak ne kolaymış!. Uçağın havalanması ile inmesi neredeyse bir oluyor… Üstelik bir günde birçok farklı saatte sefer bulmak mümkün.. Biz adalara direkt geçmek istediğimiz için geceyarısı uçuşunu tercih ediyoruz.. İşin en güzel yanı havalimanı ile Atina şehir merkezi arasında (ve havalimanı-Pire arasında) 7/24 hiç kesintisiz ulaşım imkanı var. Yani taksi kullanmak zorunda değilsiniz, gecenin bir yarısı ortada kalmıyorsunuz..

Atina havalimanından Atina şehir merkezine ulaşmak için metro hattını ya da Syntagma Meydanı’na giden X95 ekspres otobüs hattını kullanabiliyorsunuz. Metro belirli bir saate kadar hizmet verdiği için gece geç saatler için otobüsü kullanmak daha uygun.. Ayrıca Pire limanı ve Kifissos gibi bölgelere de farklı ekspres otobüsler çalışıyor; biz giderken Pire’ye giden X96’yı, Atina’dan dönerken de Syntagma meydanından kalkan X95’i kullanarak sorunsuz bir şekilde havaalanı ulaşımını hallediyoruz..

Ekspres otobüslerin tek yön bileti 6€. Metro ise havalimanı için 10€’luk bilet kesiyor.. Havaalanı ulaşımını ve şehiriçi kullanımı kapsayan 3 günlük kart 22€.. Havaalanı hariç, bir günlük sınırsız şehiriçi ulaşım kartı 4,5€ ve son olarak bizim de tercih ettiğimiz 5 günlük sınırsız ulaşım kartı 9€.

Sınırsız ulaşım alsak da çok fazla kullandığımızı söyleyemem. Çünkü merkez hem çok küçük hem de ansızın ortaya çıkan grevler durumu etkiliyor.. Yine de madem kartımız var birkaç kez metroya bir  kez de otobüse biniyoruz.. Metronun bazı hatları Cuma Cumartesi 02:30’a kadar çalışıyor ancak haftaiçi seferler 23:30 gibi sonlanıyor.. Diyelim ki siz de  Pire limanına gidecek ya da oradan şehre döneceksiniz L1 yeşil hattı kullanarak tren ile rahatça merkeze ulaşılıyor..

Atina’da Konaklama

Sanırım Atina’da nerede konaklanır sorusunun en popüler cevabı şehrin kalbi Monastiraki Meydanı olabilir.. Meydana bakan A for Athens ve 360 Degrees popüler ve bütçe olarak da biraz yüksek seçenekler.. Daha ekonomik bir konaklama planlıyorsanız Omonia bölgesine yönelmek şart gibi görünüyor.. Biz de euro’nun yüksek seyrini göz önüne alarak bu bölgeye yöneliyoruz ama göçmenlerle çevrili bölgede sorunsuz bir konaklama için bazı kurallara dikkat ediyoruz.. Omonia tam bir göçmen semti ve bu durum pek çok insanı tedirgin edip özellikle gece geç saatlerde korkutuyor.. Eğer tam Omonia meydanında ya da meydanı kesen ana caddelerden birinde konaklarsanız hiçbir sorun yaşayacağınızı sanmıyorum. Ancak bir sokak arkaya gidince bile çehre biraz daha değiştiği için bundan tedirgin olanları da anlayabiliyorum.. Biz toplam 3 gece içinde hiçbir sorun yaşamıyor, bizi rahatsız edecek hiçbir davranış ve durumla karşılaşmıyoruz ama özellikle geceleri otele dönerken kestirme ara sokaklar yerine biraz daha yolu uzatmak pahasına ana caddeler üzerinden yürüyerek dönüyoruz.. Bu bölgede konaklama için beklentilerinize göre Doria Inn ve Ares Hotel’i inceleyebilirsiniz. Biraz daha farklı ve keyifli bir deneyim için ise Kolonaki Bölgesi’ndeki Coco-Mat Hotel’i incelemenizi ısrarla önereceğim..

Atina Şehir Turu

Sadece iki buçuk günümüz olduğuna göre kendime sınırlı bir “Atina’da Mutlaka” listesi yaparak görülecek yerleri bununla sınırlandırıyorum..

Başta da değindiğim üzere biz daha çok şehirle klasik bir tanışmaya odaklanıyoruz ve Monastraki, Plaka- Anafiotika, Akropolis, Omonia, Psyri, Exarchia, Kolonaki bölgelerini geziyoruz.. Sayınca yine de çok görünüyor, farkındayım ama bu bölgelerin tümü birbirine komşu ve yürürken farketmeden birinden diğerine geçiveriliyor..

Gazi, Filopappou, Koukaki, Kerameikos, Metaxourghia ve kıyı şeridinde Pire, Glyfada ve Vouliagmeni taraflarını bir sonraki ziyaretimize bırakıyoruz.. Aslında son yazdığım kıyı şeridindeki üç noktayı  da merak ediyorum ama hem zaman yetersiz hem de o kadar  adanın ve taze deniz mahsullerinin üzerine “bu bölge beni ne kadar etkileyebilir ki” diye düşünüp riske atmıyorum.. Ancak bir daha ki sefer buralarda gezeceğim yerler ve uğramak istediğim lokantalar şimdiden defterimde hazır!.

Atina’da Mutlaka” başlıklı mini listeme dönecek olursak..

Monastiraki Meydanı / Şehir turuna başlamak için en ideal nokta.. Adeta şehrin kalbi.. Günün her saati öylesine kalabalık ki.. Dizdar Ağa Camii ve Hadrian Kütüphanesi meydanın en karakteristik yapıları.. Manzarayı ufukta görünen Akropolis tamamlıyor..  Bu manzaraya tepeden bakıp güneş batırmalık bir sürü de teras bar var etrafta.. Yazının devamında daha ayrıntılı bahsedeceğim..

Syntagma Meydanı / Parlamento’nun önünde nöbet tutan, daha da önemlisi nöbet değişimlerinde son derece fotografik bir görüntüü sergileyen meşhur Evzon askerleri ile öne çıkıyor en çok.. Parlamento önü Yunanistan’daki ekonomik kriz nedeniyle sık sık gösterilere sahne olduğu için askerlerin nöbet değişiminin daha gösterişli olduğu Pazar gününe denk getiremesek de biz de bu turistik modaya uyup rastgele bir saatbaşında meydana gelip askerleri izliyoruz.. Sizi “askerlerin eteği Osmanlıya atfen 40 pile, ponponun ucunda bıçak var..” gibi rahatça her yerde okuyabileceğiniz detaylardan kurtarıp  hemen yakınlardaki Numismatic Müzesi’nin serin ve yeşillikle içindeki bahçesinde bir molaya davet ediyorum. Böylesine sıcak bir yaz gününde bu yeşil ve fotografik bahçede mola vermek bizi epey mutlu ediyor; sizin de kaçırmanızı istemiyorum!

Akropolis / Tarih, mitoloji, mimari.. Bunlara hiç ilginiz olmasa bile Akropolis’siz bir Atina ziyareti düşünemiyorum. Bilirsiniz ki ben öyle her şehirde en turistik yapıyı ziyaret etmeye, illa ki gidilecek demeye meraklı değilimdir ama Atina Akropol’ü bir istisna. Bu önemi onlar da farketmiş olacak ki giriş ücreti 20€. Eğer buradan sonra bağlantılı başka arkeolojik kalıntıları da ziyaret etmek isterseniz 3 gün geçerli 30€’luk kombine bilet alabiliyorsunuz.. Tırmanılacak yokuş ve sıcak hava da hesaba katılınca en mantıklısı sabah erkenden gidip saat 8:00’de açılır açılmaz içeri girmek.. Dor üslubu ile inşa edilmiş ve “altın oran”ın insanoğlu tarafından ilk uygulamalarından biri olan Athena’nın tapınağı Parthenon, Yunan mimarisinin en büyük eseri ve demokrasinin sembolü olarak kabul ediliyor.. Gitmeden önce hakkında biraz okuyup ön bilgi edinmek faydalı olabilir..

Plaka ve Anafiotika Sokakları / Akropol’ün hemen eteklerinde bulunan bu yokuşlu merdivenli sokaklar sizi Atrina’nın en keyifli bölgelerinden birine çıkarıyor..  Geçmişte Anafi Adası’ndan göç edip buraya yerleşen ada halkının kendi adalarının ruhunu taşıdıkları evlerinin arasında fotografik bir yürüyüş yapabilirsiniz.. Biz aşırı süslü ve fotografik adalardan “daha dün” geldiğimiz için çok etkilenmesek de minik bir tur atıyoruz.. Buradan da Plaka bölgesinin sevimli, yeşillikli,  kafeler ve kuş cıvıltıları ile dolu merdivenli sokaklarına geçerek yürüyüşümüze devam ediyoruz.. Bu sokaklar aşağıya, merkeze doğru inene dek sizi görsel olarak oldukça keyiflendiriyor.. Üstelik rota üzerinde mola verecek şahane alternatifler var..

Akropolis Müzesi / Bu müze adeta gezdiğimiz Akropol ve Parthenon’un uzantısı.. Akropolis’den çıkarılan arkeolojik buluntulara ve zarar görmesin diye yukarıda kopyasını gördüğünüz bazı heykellerin orijinallerine ev sahipliği yapıyor.. Aslında bu müzeyi ziyaret sebeplerimizden biri de müzenin  modern mimarisi.. Müzelerin eserleri konumlandırma şekline, mimarisine de bazen eserler kadar ilgi duyuyor, ilham verici buluyoruz.. Bernard Tschumi ve Michael Photiadis tarafından tasarlanan müzenin ikinci katında bir de açıkhava kafesi bulunuyor.. Salı-Pazar arası 08:00-20:00 arası; Cuma günleri ise 22:00’ye kadar ziyaret edilebiliyor. Giriş ücreti 5€.

Ancak bunun yerine ilgi alanlarınıza göre Ulusal Arkeoloji Müzesi, Benaki Müzeleri (klasik, modern ve İslam Sanatları olmak üzere 3 Benaki müzesi var), EMST Ulusal Çağdaş Sanat Müzesi’ni de gezebilirsiniz.. Ben gelecek sefer Arkeoloji ve Benaki İslam Eserleri müzelerini almak istiyorum programıma mesela..

Kolonaki Sokakları / Şehrin gezdiğimiz diğer bölgelerinden daha farklı bir yüzü ile karşılaşıyoruz bu semtte.. Şık binalar, hoş butikler, keyifli kafeler ve daha çık insanları ile gözünüzde daha iyi canlandırabilmek adına biraz Nişantaşı – Teşvikiye havasında olduğunu söyleyebilirim.. Gerçekten çok hoş kafe ve restoranlar var..  Bu bölgede yürümek, vitrinlere bakmak, en hareketli sokaklarından birinde kahve molası vermek epey hoşumuza gidiyor.. Kahve molası verdiğimiz trafiğe kapalı Tsakalof sokağı boyunca sıralana kafeler ve buradaki canlılık bana Nişantaşı Atiye Sokak’ı anımsatıyor.. Funikuler ile Lycabettus tepesine çıkıp şehri kuşbakışı izlemek de mümkün.. Ancak bana göre Atina gündüz saatlerinde öyle tepeden izlenecek estetikte bir şehir değil; gün batımı ve manzarada Akropol olduğunda kabul!.. Onun için biz tepeye çıkmak yerine Kolonaki sokaklarını detaylıca gezip buradan da yine merkeze doğru yürüyüşümüze devam ediyoruz..

Omonia, Psyri ve Exarchia Sokakları / İşte Atina’nın graffitilerle süslü, kozmopolit sokakları.. Göçmenler Omonia semtinde yoğunlaşıyor.. Duvarlarda biraz iz sürerseniz harika graffitiler var.. En ünlülerinden biri Vienna Hotel’in yan duvarındaki “eller”. Albrecht Dürer’in meşhur eserini referans alan çalışma, Güzel Sanatlar Fakültesi ve Bakanlık desteği ile Pavlos Tsakonas tarafından yapılmış.. Yine civarda biraz yürüyünce başka harika graffitilere de rastlamak mümkün..

Psyri sokakları duvar resimleri ve eskici dükkanları ile öne çıkıyor.. Ayrıca Psiri sokaklarında sayısız lokanta, kafe bar var.. (Atina bu anlamda güzel bir şehir.. Dolaştığınız her bölgede yemek yiyip içki içecek, vakit geçirecek hareketli sokaklar var; tek bir bölgeye mahkum olmuyorsunuz..) Eğer Plaka bölgesini fazla turistik bulduysanız alternatifiniz genç ve  daha yerel kalabalığı ile Psiri olabilir.. Bu arada Psiri’nin en meşhur ve en fotografik köşesinden bahsetmemek olmaz: Little Kook sürekli yenilenen görsel konsepti ile bütün turistleri kendine çeken bir magnet.. Öyle ki, tur gruplarının bile rotasına eklenmiş durumda.. Bize bu ilgi karşısında şaşkın şaşkın bakıp meşhur kafenin dış cephesini fotograflamak yetiyor..hemen kaçıyoruz!..

Exarchia ise yine graffitili duvarları ve vintage dükkanları ile öne çıkan bir başka alternatif semt.. Omonia meydanının arkasında kaldığı için turist rotalarından biraz daha uzak.. Bu sebeple de bu civardaki lokantalar, dükkanlar, sadece lokallerin bildiği gizli köşeler anlamında beni oldukça heyecanlandırıyor ve buralarda yürümeyi çok seviyorum.. Yol üzerinde verdiğim kahve molaları, hepsini denemek istediğim küçük lokantalar, zekice duvar sanatı örnekleri ve çok sayıda kitapçı buradaki yürüyüşümü renklendiriyor.. Themistokleous sokağındaki Diyonisos Pappas’ın elinden çıkma “paper art”a en çok aklımda kalıyor.. Yunan işaret dili ile Barış yazıyor duvarda..

Bu saydığım birbirine üç bölge herkesin çok hoşlanacağı yerler değil; herkes mutlaka gitmeli diyemem ama graffiti, vintage, alternatif mahalleler ilginizi çekiyorsa rotanıza ekleyebilirsiniz.. Ayrıca yeme içme için de belki de şehirde  en çok sevdiğim adresler buralardan gelecek!.. Az sonra!..

Atina’da Yeme İçme

Seyahatimizin odak noktası yemek değil ama iki buçuk günün içine sığdırabildiğimiz kadarıyla farklı mekanları deniyoruz.. Kimileri daha Atina planım bile olmadan, yıllardır gelme hayalim olan yerler, kimileri öneri, kimileri de sağda solda fotoğrafını, övgüsünü görüp merak..

Savvas / Hem lezzeti iyi hem terasından manzarası güzel hem de Türkler çok seviyor diye duyduğumuz için Atina’daki ilk yemek molamızda Savvas’ı deniyoruz.. Ne yalan söyleyeyim, ben yediğim hiçbir şeyi çok lezzetli bulmuyorum. Evet fiyatlar uygun, menü Türk mutfağına göre oldukça tanıdık ama ı-ıhh..Savvas bana göre bir “mutlaka dene” adresi değil.. Ancak manzara konusunda hakkını yemeyelim; eğer giderseniz mutlaka teras katında Akropol manzarasına karşı oturun; bunun hoşunuza gideceğine kefilim.. Lezzetli bir kebap için ise buraya değil ama bir sonraki önerime gerçekten kefilim!.

O Thanasis / 1964’ten beri tam Monastiraki’nin kalbinde hizmet veren ve  bir sokağın neredeyse yarısını kaplayacak büyüklükteki O Thanasis buralardaki pek çok kebapçı gibi souvlaki, yoğurtlu kebap ve diğer bölge yemeklerini yapıyor. Bir de kendi spesiyalleri Thanasis Kebab var  ki ben de tam olarak ona bayılıyorum.. Tek sorun porsiyonlar çok büyük!. Yunanaistan genelinde zaten durum bu ama bizim Türkiye’de yediğimiz ortalama 1.5 porsiyona denk gelen kebabın tamamını bitiremediğim için çok üzülüyorum..Gece yarısısna kadar açık, ekonomik ve lezzetli bu seçeneğe umarım yer verir, kulaklarımı çınlatırsınız.

Kuzina / Geleneksel mutfağı yenilikçi dokunuşlarla birleştiren Kuzina, Michelin’in 2018 listesinde de yer alan keyifli bir joker.. Rahat ve modern bir dekorasyonu, çok hoş sunumları var.. Burada denediğimiz tüm yemeklerden aşırı memnun kalıyoruz.. Izgara ton ve ahtapot öyle umulmadık tatlarla buluşuyor ki çabuk bitmasin diye ağır ağır yiyerek tadını çıkarıyoruz.. Aldıkları ödüllerden anladığım kadarıyla kokteyllerde de iddialılar am biz bunun yerine yemeğimizin yanında Attica bölgesinin lokal beyazlarından birini deniyoruz..

I Kriti / İşte aşırı keyifli, musmutlu bir öğle yemeği anısı!. Burayı gezeteci Nilay Örnek’in Atina gezisinde gördüğümden beri gitmek üzere kayıtlı tutuyırdum.. Gerçekten de çok isibatli kararmış.. Omonia- Exarchia arasında,  pasajın içinde sağlı sollu birkaç dükkandan oluşan mekanın sigara dumansız mutfak tarafındaki bölümünde oturup siparişe o çok merak ettiğim fava ile başlıyoruz.. Ardından da ortaya herşeyden biraz .. Alttan alttan tatlı Yunanca şarkılar kulağımıza çalınırken gözlerim Girit dekorlu mekanın detaylarında dolaşıyor.. Aşırı sevimli ve sıcak bir aile işletmesi.. Masaya yavaş yavaş tabaklar bırakıldıkça mest oluyoruz.. Ilık fava, eşinin hazırladığı ballı ahtapot ve girit otları ha-ri-ka!.. yanında de beyaz ev şarabı ile keyfimize diyecek yok.. Bir yandan keyifle yiyor, bir yandan pasajın içindeki bir masayı izliyoruz.. İki adam kahve ile başlayıp önce bira ardından uzo’ya uzatıyor muhabbeti biz oturduğumuz sürece.. Pasajda bir tamirat yapan usta da ara ara işini bırakıp onlara katılıyor, iki fırt da o çekiyor.. Az iş, çok keyif.. Bu öğle yemeği ve bu pasaj aklıma kazınan tam bir Atina sahnesi..

Stani / Tüm Atina’nın benim için en özel, en meşhur adresi. Daha Atina’ya ne zaman geleceğimiz bilmediğim yıllarda bile bir gün Stani’ye gelip kahvaltı yapacağımı, kahvaltıda ballı yoğurt yiyeceğimi biliyordum.. 1931’den beri hizmet veren süt ürünleri dükkanı Stani en az on yıldır hayalimde!. Sabah erkenden gidip içerideki kenar masalardan birine kurulup poğaça ve ballı cevizli yoğurt sipariş ediyoruz.. Önce çay ile sıcak ve leziz poğaçaları sonra da ayıla bayıla ballı yoğurdu götürüyoruz!. Yoğurt değil bu; olsa olsa kaymak!. Gerçekten yıllarca beklediğime değmiş.. Tüm Yunan’daki en mutlu sabahım bu olabilir!. Servisi yapan elemanın mutluluğumuza sevinip gülümseyişi ve radyoda çalan o güzel şarkı hala aklımda.. Stani’ye gidin ve bana oradan el sallayın..

TAF Coffee / Seyahatlerimde Milano da dahil pek çok şehirde kahvelerini içtiğim Yınanistan’ın öncü kahve kavurucusu TAF çok uzun yıllardır listemede olan bir diğer adres.. Bir kahvesever olarak bir gün bu orijinal dükkanda kahve yudumlamayı hayal ettim elbette.. Yine Omonia meydanına çok yakın ana şubesi nitelikli kahve içmek için şehirdeki en doğru adreslerden biri.. Güzel 2 farklı çekirdekten V60 demletip tadıyoruz.. Kahvelerin tadı gayet başarılı ama asıl servis şekli kalbimi çalıyor..

TAF TheArtFoundation / Burası kahveci TAF’ın proje makanı.. Monastraki yakınında 1800’lerden kalma bir avluda konumlana bir buluşma noktası,  bir çağdaş sanat alanı, tasarım dükkanı ve bar… Burada olay ağırlıklı olarak kahve değil.. Kahve yine var ama o kadar iddialı değil.. İnsanlar buraya daha çok akşamüstünden itibaren serin bir buluşma noktası olduğu için gelip kokteyl yudumluyor.. Ben ne kadar TAF depolasam kardır diyerek yine de kahve içiyorum!

Little Three Books and Coffee / Bu küçük kitap kafe şehrin turist kalabalıklarından uzak küçük, keyifli bir sığınak.. Akropolis’e çok yakın olduğu için biz oradan sonra kısa bir mola için uğrayıp güzel soğuk kahveler içiyoruz.. Kitaplar ve ortam harika ama Kiril Alfabesi yüzünden sadece kapaklarına bakmak ile yetiniyoruz.

Yiasemi / Akropol ziyaretinden sonra en gelenekseli  Plaka sokaklarında yürümek.. Pek çok turist aşağı indikten sonra bu sokaklarda yürüyüp buradaki pek çok tatlı mekandan birinde mola veriyor.. Biz de kitap kafeden sonra yine epey yürüdüğümüz için bir mola da Plaka’da veriyor ve bu aşırı keyifli minnoş kafe Yiasemi’yi seçiyoruz.. Ben spontane bir seçim yaptığımı sanıyorum ama meğer bana gelen öneriler arasında varmış; sonra farkediyorum.. Daracık merdivenli birkaç katlı kafenin piyanolu şahane bir iç salonu da var.. İnsan hangi köşede otursa diğerinde aklı kalıyor; o kadar tatlı bir yer.. O yüzden biz de kısacık seyahatimiz boyunca iki kez geliyoruz buraya.. İlkinde orta avluda, ikincide tüm sokağı tepeden gören terasta oturuyoruz..

The Clumsies / Şehrin iyi kokteyl barlarından biri olan Clumsies’in aynı zamanda 2018 dünyanın en iyi kokteyl barları listesi altıncısı olduğunu görünce denemek istiyoruz.. Mekan çok keyifli ancak müzik biraz istikrarsız.. DJ belirli bir tarz gözetmeksizin çaldığı için arada bir mutluyuz ama kötü parça çıkınca şunu fondipleyip kaçalım isteği oluyor!.. Yine de imza kokyelleri, bilhassa milli likörleri mastika ile yaptıkları başarılı.. Yanısıra söylediğimiz atıştırmalıkları da beğeniyoruz.. Kokteyl sevenler uğrayabilir.. Buradan sonra civarda yürüyerek birinden diğerine geçilebilecek pek çok mekan var.. En iyiler listesindeki bir diğer isim olan Baba Au Rum, Peek A Bloom, Noel yürürken ilk gözüme çarpanlar..

Brettos / Şehrin olmazsa olmazı turistik hareketlerinden biri de hareketli plaka sokaklarındaki rengarenk şişeleri dolduran likörleri ile ünlü Brettos. Kendi likör, uzo ve brendilerini yapan tarihi mekanın bir duvarı eşki meşe fıçılar, iki dubarı rengarenk şileler ve içi de bunların heeepsini içmek isteyen turistlerle dolu!. Mutlaka siz de gidiniz.. Biz hem oturup brendi ve likör deniyor hem de hızımızı alamayıp eve küçücük bir şişe brendi alıyoruz..

MOKKA / Eskici, antikacı, hırdavatçı ve kozmopolit bir pazar yerinin ortasındaki tarihi Mokka Kahvecisi tam olarak geçmil ile bugünü birleştiren tuhaf bir kahve molası adresi. Tuhaf, çünkü hem yaşlı amcalar geliyor ve geleneksel kahvelerini içiyor hem de gençler geliyor ve 3. dalga kahvelerini yudumluyor.. Biz de kişisel bkır cezvelerle sunulan kumda kahvelerini içiyor ve yandaki kavurma bölümünden de evimize çok başarılı kavrulmuş çekirdek kahve alıyoruz.. Mokka da eğer yine Atina’ya gidersem yine uğrayacağım adresler arasına giriyor..

A for Athens / Atina Akropolis manzaralı teras barları ile öne çıkan bir şehir.. Özellikle Monastiraki Meydanı çevresinde böyle pek çok adres var.. 360 ve A for Athens sanırım en bilinenleri.. Her ikisi de hem Monastiraki meydanı hem de kropolis manzarasını bir arada sunduğu için sanırım bu kadar popülerler.. Biz şehre dair klasik bir anımız olsun diye A for Athens’i seçiyoruz.. Teras gerçekten oldukça keyifli.. Kokteyl fiyatları şehrin geneline göre biraz daha farklı.. Daha doğrusu manzra farkı fiyata eklenmiş gibi.. Günbatımında burada çok güzel zaman geçiriyoruz.. City Zen All Day Bar bir diğer alternatifiniz olsun.. Couleur Locale ise hava kararıp şehrin ışıkları yanınca uzaktan göz kırpan Akropolü gören kalabalık teras barlarından bir diğeri..

Yunanistan genelinde yemek için kural basit: Kıyılarda, adalarda deniz ürünleri, iç kesimlerde et ürünleri.. Atina’da da en güzel deniz ürünleri restoranları Glyfada ve Pire taraflarında deniliyor.. Şehir içinde birkaç istisna yok değil.. Ama ağırlık şişler, kebaplar ve mezelerde.. Kebaplar, souvlakiler, musakka, dolma, mezeler, baklavalar, lokmlar.. herşey size ismen tanıdık ama lezzette biraz bizden farklı gelecek.. Kimileri biraz daha iyi yalan yok; kimileri de eh işte, “bizde daha iyisi var” dedirtecek!.

Birkaç günün daha olsaydı…

Exarchia’da rastladığım Ouzeri Lesvos’u da denerdim..

Jazz in Jazz’da müzik dinlemeye giderdim..

Bir öğünü Barbounaki’de yerdim..

Otel Britanya’nın çatısında bir içki içerdim..

Avvissinia’nın terasında da takılırdım..

Tarihi Varsos Pastanesi’ne giderdim..

Psyri’nin sarmaşıklara sarılı kafelerinde aylaklık yapardım..

Glyfada’daki To Elliniko’da  mezeleri denerdim..

Mokka’ya giderken merdivenlerinden inip akşam için pişen yemeklerin kokusunu içime çektiğim aşırı salaş Diporto’ya bir şans verirdim..

Ve elbette bir kez daha Stani’ye giderdim!..

Atina’da Alışveriş

Monastiraki Meydanı’ndaki Bit Pazarı şehrin en bilindik turistik alışveriş aktivitelerinden.. Sadece Pazar günleri tam bir bit pazarı havasına bürünüyor aslında; diğer günlerde daha çok İstanbul Kapalıçarşı’yı anımsatıyor.. Ancak Monastiraki Psiri Omonia arasında binlerce eski eşya ile dolu sayısız eskici dükkanı var.. Her ne kadar herbiri ayrı ayrı merak uyandırıcı olsa da çoğu göçmen ve biraz da yırtıcı bulduğum satıcılar sebebiyle uzaktan bakmakla yetiniyorum ben; alışveriş hevesi uyanmıyor içimde.. Eğer muhteşem dekoru ile “eski Paris” havasındaki Avissina Cafe‘nin yerine işaret koyarsanız, bulunduğu mini meydanın eskici dükkanlarını diğerlerine göre biraz daha sevimli va bakılası bulabilirsiniz..

Atina plakseverler için bir ikinci el plak cenneti aynı zamanda.. Yine monastirakip Psiri ve Exarchia’da pek çok plak dükkanına rastlamanız mümkün.. Bizim uğrayıp alışveriş yaptıklarımız Mr. Vinylius, Zacharias Records ve Le Disque Noir Shop..

Tanıdık zincir mağazalar merkezde Ermou Caddesi boyunca uzanıyor.. Kolonaki semtinde ise daha iyi markalar ve lokal tasarımcılara rastlamak mümkün.. Monastiraki Plaka arasındaki sokaklarda da hediyelik eşyacılar ile lokal ürünlerin satıldığı butikler birbirine karışmış durumda..

Peki Atina’dan ne alınır? Bana göre tüm Yunanistan’dan alınaracak birinci şey kozmetik!. Apivita, Korres başta olmak üzere eczanelerde satılan şahane dermokozmetik markaları var Yunanlılar’ın.. Fiyatlar aşırı uygun diyemem ama kaliteleri oldukça yüksek.. Özellikle kampanyaya denk gelirseniz kaçırmamalısınız.. Bu anlamda son keşfim ise Zealots of Nature.. Kolonaki’de dolaşırken Coco-Mat’ta rastlayıp denemek için aldığım bu markanın gündüz bakım kremine şimdiden müptelayım!.

Eğer uzo, mastika gibibaydım lokal içkileriden almak isterseniz merkezdeki popüler büyük içki dükkanlarının fiyatları yüksek; normal bir marketten almaya çalışın.. Elbette kozmetik ve içki için havalimanında da dükkanlar var ama oraya bırakmadan hallederseniz daha karlı olur..  Yunan beyaz peyniri Feta, zeytin ve zeytinyağı, lokum, şamfıstık.. bunlar bizimle o kadar ortak ürünler ki almaya gerek var mı hiç bilemiyorum!. Ama daima ben mutlaka 3-4 €’lüks bir iki şişe çam kokulu reçine şarabı “retisna”yı muhakkak valize atıyorum!

Rastladığım konsept dükkanlarda mutlaka almalıyım dediğim bir tarafıma rastlamıyorum.. Ancak Plaka’da Flaneur adlı dükkanda rastladığım bir tasarımcı ilgimi çekiyor.. Lila Ruby King. Aslen Avustralyalı olan tasarımcı ziyaretlerinde Atina’yı çok seviyor,  tasarımları için ilham alıyor ve sonunda buraya yerleşiyor.. En sevdiği ve ilham aldığı adalardan biri de Hydra.. bu yüzden onun tasarladığı Hydra’lı eşek pin’ini görünce mutlaka benim olmasını istiyorum!..

Yine Plaka’daki dükkanların arasında ilgimi çeken bir bijuteri markası var. Athens Protasis. Tamamen doğal materyallerden, deri ve doğal volkanik taşlardan el yapımı takılar yapıyorlar.. Son derece minimal tasarımları ve pek çok farklı renkler alternatifleri var.. Almadan oradan ayrılabildiğim için kendimi tebrik ediyorum ama hoş bir “ne alınır” alternatifi olarak aklıma yazıyorum.. Yine bu civardaki Anamnesia ise yastıktan kupaya, çantadan havluya rengarenk aksesuar koleksiyonu ile hikayesi olduğuna inandıran sevimli bir lokal marka..


İşte böyle!. Atina ile tanışmamız kısa ama keyifli.. Daha görmek, yapmak, tatmak istediğim çok şey, oradayken gelen bir sürü öneri var.. Vakit bu kadarına yetti ne yapalım!.. En iyisi bunu saymayalım, ucuz uçak bileti denk gelince yine gidelim!.

 

One thought on “ATİNA GEZİ NOTLARI: BUNU SAYMAYIZ, YİNE GÖRÜŞELİM!

  1. Oznur Gokhan

    Atina’ya ben de haksızlık etmiş hep ertelemişim.. oraya gidince farkettim. Bana da tekrar gelmemi söyledi, kaldığım 4 gün yetmedi.
    Yazılarınızı okuyunca oraya tekrar ışınlanmak istedim. Begonvillerle dolu Plaka sokaklarına, Zorba restorana ve Yasemi cafe’ye.. Yani sizinen sevdiğiniz çiçeğin kafesine ☺️

    Reply

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir