ANKARA’YI SEVME REHBERİ

By | 16 Ekim 2018

Uzun bir aradan sonra yeniden Ankara’da olmak harikaydı.. Sokaklarında yürümeyi, müzelerinde gezmeyi çok sevdiğim bir şehir Ankara.. Nedense bazı Ankaralılar’ın bile “sevmediği”, gri ve sıkıcı bulduğu bu şehri gezerken, kendi gözümden aktardığım hikayeleri instagram‘da izleyenlerden gelen yorumlar beni epey keyiflendirdi.. Sanırım o “pek sevmeyen yerli Ankaralılar”a bile “burası Ankara mı?” dedirtmeyi başardım!..  Şimdi kendim için hazırladığım listeyi ve Ankara’ya dair kısa not ve önerilerimi benim gibi gezmek isteyenler için buraya bırakıyorum.. Şimdiden keyifli Ankaralar!..

Kültür/Sanat/Şehir Turu

Bu seferki Ankara ziyaretimde kültür/sanat rotama  Erimtan Müzesi, PTT Pul Müzesi, CerModern ve Milli Kütüphane’yi aldım.. Ama şehirde ziyaret edilecek pek çok farklı müze ve kültür sanat noktası var.

  • Anadolu Medeniyetleri Müzesi: Bana göre Ankara’nın en kıymetli müzesi. Daha önce ziyaret ettiğim için bu kez sadece önünden geçiyorum ama ilk kez gelecek olanlar rahatlıkla listelerinin başına bu müzeyi yazabilir.  Oldukça büyük bir müze. Hakkıyla gezmek için en azından yarım gün ayırmak gerekir.
  • Kale bölgesinde ayrıca Rahmi Koç Müzesi ve Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi de var. Gitmeden sitelerinden güncel takvimlerini incelemenizi öneririm.. Her iki müzeye de 2018 itibarı ile giriş 10 TL. Ben Erimtan Müzesi‘nde Mehmet Aksoy sergisine rastladığım için onu tercih ettim ve şahane bir sergi izleme şansı buldum.. (Erimtan Müzesi’nin bir güzel yanı da “Salı Konserleri”. Sitesinden programına ulaşabilirsiniz.. )
  • Şehrin modern sanat üssü CER Modern‘de daima güzel sergiler oluyor.. Bu kez de ikisi ücretsiz olmak üzere dört yeni sergiye rastladım.10:00-20:00 saatleri arasında açık olan Cer Modern’e giriş ücreti 20 TL. İçinde sergi salonları haricinde yerel tasarımcı ürünleri de bulabileceğiniz bir müze dükkan ve mola için keyifli bir müze kafe var.
  • İlk kez ziyaret ettiğim ilginç bir müze ise PTT Pul Müzesi.  Girişin ücretsiz olduğu müzede yerli ve yabancı binlerce pul arasında, pullar ekseninde tarihte bir yolculuk yapmak mümkün..
  • Ne yazık ki Resim ve Heykel Müzesi’ndeki tadilat bitmediği için bu kez de ziyaret edemedim.. Hemen yanında  milli kültür, tarih ve karakterimizi yansıtan Etnografya Müzesi var. İki müze birlikte ziyaret edilebilir.
  • Sarp Evliyagil’in kendi koleksiyonundaki eserleri herkesle paylaşma isteğinden yola çıkarak açılan Müze Evliyagil’i de notlarıma aldım ama ama vaktim yetmediği için gelecek ziyarete kaldı..

Müzeler dışında kültür sanat rotasına Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası konserleri, Ankara Devlet Tiyatrosu ve Opera balesi temsilleri de ekleneblir..

  • Uzun zamandır çok istediğim bir şeyi gerçekleştirebildim ve Ankara’da hemen her öğrencinin en az bir kez kapısından girmiş olduğu Milli Kütüphane ‘yi de rotama ekledim. Girmek için kayıt gerektiğinden gitmeden web üzerinden ön kayıt formu doldurdum. Bunun dışında ancak bir kereye mahsus ziyaretçi kartı ile de girmeyi deneyebilirsiniz.  Kütüphane daha çok çalışma salonlarından oluşuyor. Kitapları toplu halde görebileceğiniz bir bölüm yok; istediğiniz kaynak görevliler tarafından size ulaştırılıyor..
  • Anıtkabir: Her gelişimde mutlaka ziyaret ettiğim Anıtkabir yine listemede elbette. (Sabah saatlerinde çok daha sakin oluyor. Ziyaret sırasında müze kısmı da mutlaka gezilmeli.. Güncel ziyaret saatlerini şuradan öğrenebilirsiniz.) Girişte bile sorulduğunu duyduğum için not edeyim: Anıtkabir’e giriş ücretsiz elbette!.(Anıtkabir bölgesi için ilginç bir detay: Google Haritalar uygulamasını açıp o bölgedeki “Ordular” sokağı bulun ve görüntüyü yaklaşırın.. Hemen çevreleyen sokak ve cadde isimlerinin İlk, Hedef, Akdeniz ve İleri olduğunu göreceksiniz.. Atamız’ın “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz, ileri!” sözüne gönderme yapan bu anlamlı detay, Ankara’ya dair minik bir sürpriz..)

Yürüyüş rotama Kızılay Meydanı, Kuğulu Park, Güvenpark, Tunalı Hilmi Caddesi, Bülten Sokak,  Bestekar Sokak, Bahçelievler 7. Cadde gibi şahsi klasiklerimi ekledim..

Ayrıca Ankara Kalesi ve çevresinde de biraz vakit geçirdim.. Kale çevresini fazla turistik ve geleneksel bulduğum için burada sadece müzeler ve birkaç han ilgimi çekiyor ama bu rota tarihi konak ve camileri ile öne çıkan Hamamönü’ne kadar uzatılabilir. Pirinç Han ve Pilavoğlu Han içlerindeki sanat atölyeleri ve dükkanlar sebebi gezip görülmeye değer ilginç tarihi köşeler..

Yeme/İçme/Keyif

Kendime yeni ve uzun bir kahve dosyası hazırladım gitmeden.. Ankara’da  özellikle 3. dalga kahve dükkanları epey artmış.. İki buçuk güne hepsini sığdırmam mümkün değil ama bir ön eleme yaparak listeyi daralttım ve çoğuna da uğradım.

Celsius Coffee Roasters / İlk ilgimi çeken adreslerden biri. Çünkü burada dünya kavurma şampiyonu İtalyan Gardelli kahvelerini de tatma şansım vardı. Çayyolu ve Yıldız olmak üzere iki şubesi var. Sağlam bir kahve-severseniz Çayyolu’ndaki kavurma bölümünün de bulunduğu merkez dükkana gitmelisiniz.

F451 Brew  / En sevdiğim kahve dükkanlarından biri de F451 oldu. Güzel çekirdeklerden iyi demlenmiş kahve içip Baristası ile sohbet ettik. Bana kendimi Amsterdam’da ya da Berlin’de küçük bir kahveciye gitmiş gibi hissettirdi.

Rispetto Coffee / Kahve zevkine güvendiğim pek çok kişiden duyduğum Rispetto Bahçelievler’in tatlı dükkanlarından biri. Birkaç farklı yerli kavurucunun yanısıra yurtdışından konuk çekirdekler de getiren ilgili bir dükkan..

Kakule Kahve / Sevimli dekorasyonu ile öne çıkan keyifli adreslerden biri. Burada Ankara’ya dair farklı önerileri bir araya getiren  alternatif  yaşam rehberi Rotapusula da satılıyor.. Ben almadım ama belki sizin ilginizi çeker. Ayrıca kafede her Cuma 19:00-21:00 arası Slugs Jazz Band var.

Paper Roasting Coffee, Hound Coffee ve Bosco Ankara şehrin en fotografik kahve köşelerinden.. Üçünün de yürürken önünden geçtim; çok hoş dükkanlar ama kahvelerini içmedim. Paper kendi çekirdeklerini kavurduğu için denemek isterdim ama zamanlamayı denk düşüremedim. Sonuçta arka arkaya bin kahve içilemiyor!. Hound istanbul’da hep içtiğim Petra’nın kahvelerini kullandığı için zaman kalırsa diyerek sıralamada sona bıraktım ve Bosco da kahveden çok tatlıları ile öne çıkıyor hissi yarattığı için bu seferlik onu da eledim; belki siz denersiniz.

(The Cups, Poe&Co, Guzu, Variente gelen ısrarlı önerilere rağmen denemeye fırsat bulamadığım diğer birkaç adres..)

Dükkan/Cafe kategorisinden de birkaç tatlı yer ziyaret ettim:

Amelie’s Garden Succulent & Coffee / Bir başka tatlı ve fotografik kafe. Güzel tarafı bir kısmının sukulentlere ayrılmış olması.. Harika saksılardaki mini mini sukulentler ortamı daha da tatlı yapıyor.  Ben akşam üstü uğrayabildim ama her Çarşamba akşamı Highlife Band ile canlı caz da varmış.

İki Nokta Vintage Coffee / Mint yeşili tatlı cephesinden içeri bakınca güzel bir vintage giysi seçkisi göreceksiniz. Özellikle eşarp ve şapkalar harika seçilmiş. Bence Ankara’ya güzel enerji veren harika köşelerden biri..

Mazi Antika Kafe / Pikaptan etrafa yayına nostaljik melodiler, gramofonlar, eski objeler, afişler.. Bu nostaljik dünyanın içinde minik bir Türk Kahvesi molası verdim. Lezzet değil de böyle bir ambians için ziyaret edilebilecek sevimli bir dükkan kafe..

(Bu arada listemde Bahçelievler’deki Faust Coffee and Antique Shop ve Kale bölgesindeki Gramofon Kafe de vardı ama bu kadar nostaljiyi yeterli bulup onları ziyaret etmekten vazgeçtim. (tamam itiraf ediyorum Gramofon gözüme pek de sevimli görünmedi.)  Ayrıca Gölbaşı tarafına hiç gitmediğimiz için not aldığım Bi’ Hatıra Cafe de merak edilenler listesinde kaldı..

Gelelim yemeklere..

Ankara nedir? Simittir, dönerdir, balıktır, Ankara Tava’dır… Yani bence..

Simitin en güzeli sokakta yenir, öyle simit kafelerinde falan değil.. Balığın en iyisi neden Ankara’da yapılır hala şaşarım. sanırım siyasetçilerin burada olmasıyla bir bağlantısı var!. Bilemiyorum!.

Trilye Restoran klasiktir ama benim şahsi favorim Kalbur. Kalbur çok özel bir yer. Oran’da sitelerin altında bir çarşının içinde küçücük bir dükkan. Evet. Tam olarak “dükkan”. Muhteşem bir deniz mahsüllü meze menüsü var.. Ve çok huysuz bir sahibi. Yani genel kanı böyle ama ben hiç huysuz tarafını görmedim. Rezervasyon kesinlikle şart! Hem de mümkünse birkaç gün önceden.. Sonra masanızı vitrinden seçtiğiniz deniz ürünleri ile donatıp insana İspanya ya da Yunanistan’daymış havası yaşatan bu keyifli ortamın tadını çıkarın. (önemli bir diğer not: kredi kartı geçmiyor.)

Döner ise Ankara’da bir başka önemli mevzu. Kızılay’da  pek çok küçük lokantada harika kömür ateşinde et döner yaparlar. Sanırım en bilineni Cici Piknik. Ben bu kez Özge Piknik’te yedim.. Mutlu Döner, Peçenek, Düveroğlu bana arkadaşlarımdan gelen diğer öneriler.. (Bu arada söylemeden geçemeyeceğim bir de “Aspava” çılgınlığı var Ankara’nın.. Adı Aspava içeren pek çok farklı işletme arasında her Ankaralı’nın kendine göre ayrı bir favorisi var. Mevzu, soslu kaşarlı döner dürüm, yanında da sonu gelmez çılgın ikramlar!. Sadece Meşhur Özçelik Aspava’yı denemişliğim var; “Aspava olayı” bence gidilmesi şart bir şey değil.. bence.. Bunun yerine bin kere sos mos katılmamış, kömürde pişmiş sade döner-ekmek yemeyi tercih ederim.)

Ankara’nın aslen sadece düğün dernekte yapılan meşhur yemeği Ankara Tava’yı tatmak isterseniz en iyisi evlerde ya da köylerde denmesine karşın başarılı olduğu bilinen iki adres paylaşacağım:

Kale mahallesinde Kebapçı Emin Usta sadece Cuma günleri Ankara Tava yapıyor. (Aslında et şiş konusunda da başarılıymış.) Bu yemek çabuk bittiği için erken gitmekte fayda var.

İkinci adres ise Ankara’nın en köklü esnaf lokantalarından Boğaziçi Lokantası. Burada eminim ki tezgahtaki tüm yemekler lezzetli ama biz gidip özellikle Ankara tavayı denedik. Kemikli et, onun suyunda pişen pilav, beraber fırınlanıyor.. yanıda güzel bir tas komposto!. Mis gibi bir öğle yemeği!.

(Müzeleri gezdiğim gün tavsiye üzerine kalenin oradaki  Kirit Cafe’nin nostaljik ortamında patlıcanlı gözleme ve çay ile kısa ve hafif bir öğle molası verdim bir de.. İşte kısa bir ziyarete sığan yemek macerası bu kadar..)

Ayrıca Nuts & Seeds, Kaktus Smoothies and More ve CommuniTea gibi yeni, sağlıklı ve modern alternatifler de gözüme takıldı ama bunları da denemek için zaman yaratamadım; belki siz denersiniz..

Gitmeden önce Gaga Play ve Siyah Beyaz’ın programlarını incelemeyi de ihmal etmedim ama bulunduğumuz günlere ilgimizi çeken bir konser ya da etkinlik denk gelmediği için yemek sonrası Ankara akşamlarımız sakin geçti. Siz de gitmeden kontrol etmeyi ihmal etmeyin. Ayrıca Ankara Alternatif Kent Rehberi Lavarla sitesine de göz atmalısınız.

Tasarım/Alışveriş

  • Her ayın 3. pazarı Çayyolu Antika Pazarı ve her ayın ilk pazarı Ayrancı bit pazarı notlara eklensin; biz denk getiremedik..
  • Şehrin ana alışveriş caddesi Tunalı Hilmi’de pek çok pasaj var. Tunalı Hilmi Pasajı’nın alt katında Antika&An ve kocaman sahaf dükkanını çok sevdim. Aynalı Çarşı içinde de haritalar, gravürler, tarihi kıymetli evrak satan Eski Zaman adlı ilginç bir dükkan var..
  • Plak için yine Tunalı pasajının alt katında eski, köklü bir dükkan var tam karıştırmalık. İsmi Shades. Ancak biz sahibini çok suratsız bulduk ve kendisini rahatsız etmeden plakları ile başbaşa bıraktık.. Ertuğ Pasajı içinde son bir yıl içinde açılan KV Records’u ise çok sevdik.. Notlarımda bir de Gürkan & Ömer Plakevi Cafe vardı ama ona uğramadık..
  • Bülten Sokak’taki Cin Ali Vakfı’na ait mağaza ise herkesi çocukluğuna götürecek nitelikte bir şehir sürprizi..
  • Şehrin en tatlış çekçisi Kelebek Çiçekçilik. (önünde instagramlık fotograf çekilecek cinsten..)
  • Her gitttiğim şehirde olduğu gibi Ankara’da da yerel tasarımcıların peşine düşüp Duygu Seramik‘in fincanlarını ve Studio Tre tasarımcılarından Reyda Özaltuğ’un takılarını çok sevdim..
  • Bir keşif de gıda alışverişi için: Tepe Prime’da bulabileceğiniz  chefs&jars kavanozları sizi dünyadan ünlü şeflerin lezzetleri ile buluşturuyor. Baya enteresan bir proje; merakla İstanbul’a da sıçramasını bekleyeceğim.

Konaklama/

  • Konaklama için Akköprü metro durağı bağlantısı bulunan Crown Plaza konforlu  bir tercih. Kızılay çevresinde daha ekonomik ve merkezi seçenekler de mevcut. Ankara Kalesi civarında da daha turistik ve otantik alternatifler var.

Son olarak;

Alberto Manguel, Tanpınar’ın İzinde Beş Şehir kitabının Ankara bölümünde şehirlerin mecazi kimlikler edindiğinden bahsederek Ankara için “baba gibi bir şehirdir ama belli bir otoriter mesafe koyar” diyor.. Doğru!.. Ankara başkent olmanın ağırlığını taşıyan otoriter bir baba.. Ama siz yine de koşup yanağına sıcak bir öpücük kondurun.. Mutlaka yumuşayıp sevgisini hissettirecektir!.

2 thoughts on “ANKARA’YI SEVME REHBERİ

  1. ALİYE

    Bayıldım :) Ankarayı zaten severdim sizin gözünüzden daha çok sevdim. Notlarımı da aldım ne çok bilmediğim yer varmış. Çok teşekkür ederim ince paylaşımınız için :)

    Reply

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir