AMSTERDAM’DA KEYİFLİ SAATLER

By | 25 Şubat 2014

amsterdamda_keyifli_saatler_sehir_notlari

Amsterdam’a kadar gelmişken birkaç saatliğine kanallarının ve mağazalarının daha güzel olduğu söylenen Utrecht’e  kaçanları duydum ama benim gibi tam tersini yapan var mı, işte onu hiç bilmiyorum..Soğuk ama güneşli bir Kasım sabahı Utrecht’te başlıyor hikaye…

09.35 Utrecht Centraal Station’daki Julia’s da kahvaltımı yapıyorum. Kafam biraz karışık; şehri iyice gezmek istiyorum ama aklımın bir köşesinde tuhaf bir şekilde Amsterdam var.. “Daha 7 ay önce on gün kaldın Amsterdam’da, otur yerinde” diye sakinleştiriyorum kendimi.. Kalıyorum.. Utrecht’i gezeceğim..

09.50 Elimde Amsterdam tren bileti, bineceğim perona doğru koşturuyorum!.. Tren iki dakikaya kalkıyor.. Gidiş dönüş 14,50 €

10.19 Tam 27 dakika sonra Amsterdam’dayım.  Şehre ilk gelişimde bile böyle heyecanlanmamıştım. Çok heyecanlı ve çok mutluyum.. Özlemişim farkında olmadan…

amsterdam_centraal_station_dam_square

10.31 Eğer gidersem sabah kahvemi Dokuz Sokaklar‘daki keyifli kafelerden birinde içeceğim diye hayal etmiştim hep ama aksi yöne, Damrak‘tan De Wallen yönünde yürüyorum.Sabah sakinliğinde Red Light District sınırındaki kanal kıyısından kuğular eşliğinde Oudemanhuispoort‘a doğru ağır ağır ilerliyorum. Planım kitap tezgahları ile donanmış bu geçitten geçip  çok sevdiğim Utrechtstaat’a kadar yürümek. Çok mu erken ya da Cumartesi diye mi bilemiyorum, geçitteki kitap tezgahları hep kapalı.. Bu keyfimi kaçırmıyor ama; geçitin mimarisine odaklanarak arka kapıdan çıkıp yürümeye devam ediyorum.

oudemanhuispoort_amsterdam_gezi_notlari

Yine kanallar, köprüler, yamuk evler ve bisikletler.. Amsterdam işte!..

amsterdam_kanallari_red_light_district

11.00 Concerto‘dayım. Şehrin en geniş arşivli, en işi bilen müzik dükkanı.  Plak, CD bölümleri bir yana kafe bölümü ve burada düzenlenen canlı konserler de Concerto’yu daha cazip hale getiriyor. Burada camın önünde oturup  bir gözüm sokaktan gelip geçende, bir gözüm  free WiFi sayesinde internette; kulağım da müzikte kahve içmek çok sevdiğim şeylerden..  Uzun zamandır hiçbir yerde bulamadığımız bir plağı garantiledikten sonra yine kuruluyorum cam kenarına..

concerto_records_koffie_amsterdam_benjamin_herman

11.30 Keşke kahve molamı daha uzun tutabilseydim ama hareket vakti. Şimdi üç büyük kanaldan Kaizersgracht üzerinden Dokuz sokaklara doğru yürüyorum. Mart’ta bizi donduran şehir bugün güneşle ısıtıyor, inanılır gibi değil..

11.45 Hareketli ve renkli kalabalığın içinde, en güzel dükkanların, kafelerin olduğu De Nagen Straatjes‘deyim şimdi. Hem Cumartesi hem hava güzel olunca daha da cıvıl cıvıl sokaklar.

amsterdam_eglence_ne_yapilir

Bu sokakların hepsini geziyor, birkaç dükkana girip çıkıyorum . Boş mu çıkıyorum? Hayır!.. uzun zamandır peşinde olduğum ve Türkiye’ye bir türlü gelmeyen Superga’nın The Blonde Salad özel serisinden peşinde olduğum bir modeli bulmuşken kaçırmayıp arşivime katıyorum!..

Sayısız vitrine bakıyorum; sayısız dükkana girip çıkıyorum; bu capcanlı sokakların ruhunu hard diske ağır ağır kaydediyorum. Sokakları bağlayan köprülerde durup fotoğraflar çekiyorum. Tanrım, pırıl pırıl bir hava bu şehre nasıl da yakışıyor; şehir parladıkça benim de gözlerim parlıyor. Artık anlıyorum, ben Amsterdam’ı çok sevmişim meğer..

utrechtstraat_amsterdamda_bisiklet

13.00 Bu sokaklardaki mekanlardan birinde çorba – sandviç yerdim ama hiç aç değilim hala, birkaç mağazaya daha bakarak yürümeye devam.Spui üzerindeki bir diğer favori plak dükkanımız Rush Hour‘a doğru yürüyüp diğer bir aranan için  şansımı denemeye karar veriyorum.. Yol üzerinde yine duvar sanatları.. Amsterdam’ın şehir içindeki en çok graffiti örneği bu caddede. Bazıları geçen gelişimde zaten gördüklerim ama yeniler de var.. Fotoğraflarını çekmeden bırakır mıyım; basıyorum bol bol deklanşöre..

amsterdam_streetart_graffiti_spui

13.40 Plak sayısı an itibarı ile iki oluyor.. İstikametim Spui Meydanı. Eski dost Hoppe‘de birşeyler içip Bitterballen yemek var aklımda. Hoppe şehrin en merkezi, en popüler, en eski, dolayısıyla da en turistik bira evlerinden biri olmasına karşın öyle sıcak ve sevimli ki burayı gözden çıkaramıyorum. Birkaç dakika sonra önündeyim.  Meydana bakan turistlerle dolu camekanlı bölüme değil doğrudan iç salona yöneliyorum. Masada mı otururum? Kesinlikle hayır!.. Bar taburesine zıplayıp Bitterballen ve  koyu renkli birasından söylüyorum.

13.55 Sımsıcak Bitterballen ve Amstel Bock tezgahta. Keyifliyim. Hemen Hoppe’nin WiFi ağına bağlanıp bu keyifli anın fotoğrafını çekiyorum Instagram’da paylaşmak üzere.. Köşe masada oturan ve göz ucuyla beni takip eden çifte gülümsüyorum. Adam kalkıp yanıma geliyor ve benim Bitterballen’la fotoğrafımı çekebileceğini söylüyor!.. Turiste yardımcı olmayı seven Hollanda vatandaşı! Bayılıyorum bu ülkenin insanlarına.. Böyle bir pozla hiç işim olmaz ama kibarlık işte, kırmayıp kocaman gülüyorum objektife doğru..

bitterballen_amsterdam_hoppe

14.35 Dönüş yoluna çıkma vakti. Ancak yine herhangi bir araca binmeye niyetim yok; Spui meydanı’ndan kitapçılara bakarak geçecek ve Dam Meydanı üzerinden İstasyon’a yürüyeceğim.. Haydi bakalım..

amsterdam_mendo_bookshop_kate_moss

 14.50 kandırdım!.. Ayrılamıyorum şehirden.. Yolu biraz dolandırıp Rokin‘e çıktım. Geçen sefer buradan binmiştik kanal turu için tekneye. Parlak güneşte yine bölge cıvıltılı, tüm mağazalardan müzik sesi yükseliyor, çok turist var etrafta ama keyifli.. Yoluma çıkınca içine girmeden duramadığım mağazalar kategorisinden Urban Outfitters‘a da uğruyorum hemen.

15.05 Bu kez WEEKDAY mağazasındayım. Belki bilmeyenler vardır. WEEKDAY, H&M grubunun markalarından biri. Jean odaklı güncel tasarımlı ürünler satan, fiyat olarak uygun denebilecek markanın İstanbul’a da açılmasını temenni ederken ve hazır indirime de denk gelmişken biraz kalıyorum burada..

15.20 Mağazadan çıkarken elimdeki poşette -daha sonra yaptığım bazı paylaşımlarda çok sorulan ve kült olan- üzerinde haftanın günleri yazılı siyah beyaz bir boyun aksesuarı var.. Artık gerçekten hızlı yürümenin zamanıdır!..

15.35 Resmen omuz omuza bir mücadele ile nihayet tekrar istasyondayım. Yılbaşına bir ay kala Damrak’a kurulan noel yeme içme çadırları, onlarda oyalanan turistler, yolu acayip tıkamıştı, o yüzden yürümekte çok zorlandım.Tam noel haftası bu şehri düşünemiyorum bile..  Hemen ilk treni tespit edip doğru perona doğru ilerliyorum. Dönüş treni sadece 4 dakika sonra..

15.45 Hareket eden trenin içinden Ij adası üzerindeki Anna Frank afişine, Iamsterdam yazısına, şehrin modern binalarına bakıyorum.. Amsterdam, sanırım tekrar görüşmemiz için uzun zaman geçmesi gerekmeyecek.. Kendine gönlümde yavaş yavaş sağlam bir yer hazırlıyorsu, hissediyorum..

Tekrar güneşli ve neşeli günlerinde seninle buluşmayı ümit ediyorum..

amsterdam_kaizersgracht_kanallari

Meraklısına not: Bu yazı Amsterdam’a dair çok fazla bilgi içermiyor olabilir ama seni bilgiye boğmamı istersen tüm Amsterdam yazılarımı incelemeni tavsiye ederim..