AMSTERDAM GEZİ NOTLARINA GİRİŞ

By | 29 Kasım 2013

 

amsterdam_gezi_notlari

Geçen yıl Haziran’da oldukça uygun fiyata almıştık biletlerini; tarihi doğumgünüme denk getirmiştik; bekledik, bekledik.. Öyle kuru kuru beklemedik tabi, araya bir sürü seyahat, yeni şehir, yeni keşif ve çok sevilen klasikler de sığdırdık.. Gezdik, bekledik, hazırlandık ve Amsterdam’la tarihi buluşmamızı sonunda gerçekleştirdik. Tarihi diyorum çünkü yıllardır ertelenen, inada binen bir buluşmaydı bu. İyi ki de beklemişiz. Amsterdam’ın bize sürprizlerine rağmen iyi ki de tam da bu zamanda gitmişiz. Mart’ta Amsterdam daha sakin, az turistli demek çünkü. Çünkü hem kar hem güneş demek.. Soğuk hava ama harika fotoğraf ışığı demek… Opera, tiyatroya bilet; iyi restoranlara yer ve konaklamada yüksek sezon fiyatlarından korunmak demek…
İyi ki geldim, iyi ki şimdi geldim ve tanıştığımıza memnun oldum Amsterdam diyerek gelecek günlerde ayrıntılı olarak ele alacağımız Amsterdam Gezi Notları’na hafif bir giriş yapalım. Buyrunuz…

Ulaşım
Havaalanından merkeze ulaşımla başlayalım. Alandan merkeze tren ve otobüs ile kolayca ulaşmak mümkün. Tren merkez istasyon olan Amsterdam Centraal’e gidiyor. Otobüs ise en turistik bõlgelerden Museumplein ve en çok otelin bulunduğu Leidseplein üzerinden Marnixstraat’daki son durağına gidiyor. Bizim otelimiz Leidseplein’e çok yakın olduğundan otobüsü tercih ediyoruz. Havaalanı binasından çıkınca hemen görünen duraklardan 197 no.lu otobüse binip 4 EUR olan bileti şoförden almak mümkün. Yaklaşık 20-25 dakika içinde Leidseplein’desiniz. Karıştırmak, yanlış yerde inmek mümkün değil çünkü şoför daha binerken tüm valizlilere nerede ineceğini soruyor ve bu ana durağa gelince yüksek sesle tekrarlıyor.. Geze geze etrafa bakınarak ve sorunsuz ulaştığımız için dönüşte de yine otobüsü tercih edip Leidseplein Hotel Americain önündeki duraktan 197’ye binerek ayrıldık şehirden..
Şehiriçi ulaşıma gelince belirli seyahat kotaları içeren kontür sistemli biletler yaygın olarak kullanılıyor. İnip binerken bilet okutmakla falan uğraşmayalım, sınırsız olsun derseniz bizim gibi, 1, 3, 4 ve 7 günlük sınırsız kartlardan kullanmak lazım. Kartlar tramvaydaki görevliden, otobüsteki şoförden, ana istasyondaki makinelerden ve hatta turist ofislerinden alınabiliyor. Sadece 7 günlük olanı bir tek Merkez istasyondaki GVB’den alınabiliyor ve çalışma saatleri sınırlı; bu noktaya dikkat!

2016 EDIT / Schipol havalimanından Lelylaan ya da Centraal Station’a giden trenlerin biletleri 5.20€; bilet makinelerinden kredi kartı ile ya da bozuk para ile alınabiliyor. Şehiriçi ulaşımda geçerli 24 saatlik sınırsız kart 7.5€. 7 günlük sınırsız kart ise 33€. Tramvay içinden tekli, 1 ya da 2 günlük kart alınabiliyor. Daha fazla gün için kartı merkez istastonun karşı çaprazındaki tek katlı beyaz binadaki GVB ofisinden almak gerekiyor. Otobüs ve tramvaylara inip binerken kart ile check in-check out yapmak şart. 

Ağırlıklı tramvay biraz da metro kullanırsanız gerisi ayaklarınıza kalmış. Burası yürümenin keyifli olduğu bir şehir. Bisiklet kiralayın diye ısrarla vurgulanan önerilere gelince, eğer bisiklete atlayıp etrafta salınayım derseniz bu biraz zorluk yaratabilir. Zira şehirde bisiklet kiralayıp gezen turistler kendini hemen belli ediyor. Kurallara uymayan, kaldırımlara çıkan, korna çaldıran hep onlar. Yani demek istediğim, burada bisikletin de bir ulaşım aracı olduğunu, trafikte birincil önceliğe sahip olduğunu unutmadan, araba kullanma titizliğinde ve yeterince tecrübeli şekilde kullanabilecekseniz bu seçeneği değerlendirin. Bir de bisikleti çaldırmama ya da yanlış yere park edip çekici tarafından götürüldüğünü bilmeden çalındı diye yanma durumu var. Evet, yanlış park ekipleri şehirde kol geziyor ve burası iyidir diye kilitlenen direklerden bisiklerlerin zincirlerini keserek kamyonete attıkları gibi alıp götürüyorlar! Aman dikkat! Olmadı sadece keyif için birkaç saatliğine Vondelpark içinde ya da sakin semtlerde tur atıp hevesinizi alabilirsiniz.
Ulaşım’da bir de feribotlar var ki onlardan bahsetmeden olmaz. Merkez istasyonun ön kapısından girip arka kapısından çıkınca kıyıda feribot iskelesini göreceksiniz. Benim bildiğim üç farklı noktaya giden bu feribotları mutlaka kullanmalısınız. Ücretsiz hizmet veren bu feribotlarla şehrin uzak ve aykırı köşelerine gitmek, bisikletle gidip karşı kıyılarda gezmek ve asıl daha sonraki yazılarımda bahsedeceğim harika önerileri değerlendirmek gerçekten çok keyifli…

Konaklama
Biz booking.com bağımlısıyız. Standart davranış hiç değişmez; önce uçak biletimizi alır hemen ardından booking.com’dan ücretsiz iptal seçenekli rezervasyonumuzu yaparız. Şimdiye kadar da hiç sorun yaşamadık. Yani Amsterdam seyahatine kadar!. Geçen yıl Haziran’da süper bir fiyata yer ayırttığımız Hotel Iris Kasım ayında arıza çıkardı ‘Kart bilgileriniz yanlış, konfirme edemiyoruz, rezervasyonu iptal edeceğiz’diye. Nasıl yani? Yazışmalar, düzeltmeler, en az 5 kere aynı cevap. Anladık ki otel verdiği fiyattan pişman ve iptal etmek istiyor. Ne yazık ki bu konuda booking.com da özür dilemekten başka birşey yapmayarak bizi üzdü. Önce çok kızdım ama sonra her şeyde bir hayır vardır diyerek yeni bir otel arayışına girdim. Tabi ki fiyatlar çok yükselmişti tarih daha yakın olduğu için. Yapılacak şey belliydi; bölgeyi falan boşver deyip en ucuz fiyatlı oteli gözü kapalı kapmak! İşte o yüzden bu kadar turistik bir lokasyonda konakladık. Kötü mü oldu, hayır. Sıfır ulaşım ve güvenlik problemi ile mis gibi geçti günler.. Kaç yıldızlı falan sormayın, zaten bu kadar çok gezebilmek için bir süre sonra yıldız mıldız görmüyor gözünüz. Ulaşımı kolay, güvenilir, temiz çarşaflı ve her daim sıcak suluydu ki bu da benim için beş yıldız eder! Bu tarz konaklama size de uyarsa Leidseplein’e iki üç dakika yürüyüşle ulaşabileceğiniz sakin ve sevimli Vondelstraat ve Roemer Visscherstraat’ta birçok küçük otel alternetifi var. Leidseplenin ide müzeler bölgesi arası ilk kez gidecek olanlar için konaklama açısından en uygun bölge.

Yeme İçme
Mutfağı zayıf denen şehirde güzel yemek deneyimleri yaşadık ama bu geniş bir konu, bu konuda detaylar Amsterdam Yeme İçme Notları‘nda..

Turistik Hareketler
Yaklaşık 10 gün içinde sadece iki turistik hareket yaptım ve hiç pişman değilim, bugün olsa yine yaparım.
Kanal turu ve Heineken Experience.. Kanal turu pırıl pırıl güneşli bir günde birden bire çıktı karşımıza, plansız programsız atlayıverdık gezi teknesine. Reederij P.Kooij B.V adlı tur şirketinin Rokin’den kalkan turuydu bu. Bir saatlik tur 10 EUR. Sonradan başka firmalar da gördüm, fiyatlar 10-14 EUR arasında ve rotalar birbirine çok benzer.. Ama bizim turun teknelerini, renk tonlarını beğendim ben, onun için aniden karar verdim binmeye!.. Neyse, tur gerçekten çok keyifliydi, şehri bir de suyun içinde süzülerek gezmek harika fotoğraf imkanları da sunan çok güzel bir anı şehre dair. Ben öyle her şehirde tekne turuna çıkamam. Paris, Londra, Budapeşte’de nehir, Dubrovnik’te deniz, bir de gençlikte Venedik’te kanal turumuz var en romantiğinden.. Bu da onların arasına eklenen güzel bir hareket oldu işte… Kanal turunu mutlaka yanınızda yol boyunca içeceğiniz bir içecek, güneş gözlüğü ve fotoğraf makineli öneriyorum..
Gelelim Heineken’e. Yani normalde şehirde yapacak herşey bitse ancak o zaman yapabileceğim bir şey, bir anda bastıran kardan güzel bir kaçış oldu bizim için. Herkes biletleri önceden alıyormuş daha ucuz oluyormuş falan deniyordu ama biz kendimizi bir anda içeri attığımızdan kişibaşı 18 EUR ödedik. Bu macera şöyle açıklanabilir. 18-25 yaş aralığında eğlenmeyi çok seven yerinde duramayan genç insanlar için çok keyifli bir yer. Benim içinse biranın yapılışını öğrenmek, eski bir reklamcı olarak bir markanın gücü ve kimliği adına daha fazla fikir sahibi olmak ve içeride sıkılmadan geçirilen bir saatten ibaret. Ancaak turun sonunda karşı kıyıda bekleyen Heineken Teknesi ile kısa bir kanal turu yapmak, şehri bir de stand-up tadında onlardan dinlemek, çok sevdiğim ikinci memleketim İtalya’dan insanlarla tanışıp sohbet etmek bu turu benim için güzel hale getirdi. Başta da dediğim gibi pişman değilim, yine yaparım ve tavsiye de ederim..

Artistik Hareketler
Yani sanata dair etkinlikler manasında.. Bu konuda yazabileceklerim çok. Ama kısa bir özeti şimdiden vermek gerekirse;
– Opera ve Bale: Het Muziektheater’da bir gece operaya bir gece de baleye gittik. Biletleri birkaç ay önce internet ürezinden satın almak mümkün. Bilet fiyatları 17 EUR’dan başlayarak üç haneli rakamlara kadar gidebiliyor. Biletleri yazıcıdan çıkış alıp yanınızda götürmeyi unutmayın. Opera olarak L’amour des Trois Oranges adlı Dutch yapımına denk gelmenizi çok isterim, gerçekten çok farklı bir eser ve şehirde yaptığım en güzel şeyler listemde yer alıyor… Balede ise bir Romeo ve Juliet yorumu izledik ve ilk perde biraz ağır olmasına rağmen gittikçe temposu ve duygusu yükselen güzel bir yorumlamaydı….
– Öğle konserleri: Yine daha sonra detaylarını verebileceğim harika ücretsiz öğle konserleri düzenleniyor önemli konser salonlarında.. Salı günleri Het Muziektheater ve Çarşamba günleri de Concertgebouw’da 12:30’da başlayan konserlerde yerinizi garantilemek için biraz erken gitmelisiniz. Neden ısrarla belirtiyorum, çünkü tecrübe konuşuyor. Salı günü erken gittik yetiştik, çarşamba günü kapıda kaldık, kös kös geri döndük onlarca kişi efendim!..
-Sanat Galerileri: Şehrin lüks caddesi P.C.Hoofstraat’ta, De Pijp caddelerinde, Utrechtstraat ve civarında birçok galeri görsem de asıl sevdiklerim hep Jordaan’daydı. Çok galeri gezdim, ruhumu oralarda besledim de KOCHxBOS Gallery mini mini ama dopdolu haliyle sıyrıldı diğerlerinin arasından, çalıverdi gönlümü…
-Müzeler: Efendim şehirde müze çokmuş, herşeyin müzesi varmış falan filan.. O ‘herşeyin müzeleri’ biraz dikkatli bakınca koleksiyon bölümleri olan dükkanlar aslında. Ama Stedelijk, Rijk, Van Gogh falan derseniz, hah işte onlar müze! Şu anda tadilatı bitip yepyeni yüzüyle arzı endam eden bir tek Stedelijk Müzesi var kayda değer, modern sanat sevenlere.. Buralara kadar gelmişken Van Gogh göreyim, Rembrandt göreyim diyenler, yaklaşık 15 Nisan 2013’den itibaren bu müzeleri yenilenmiş halleriyle görecekleri için şanslılar. Bense birazcık erken gittiğim için bu anlamda şanssızdım ama yine de her iki sanatçının en önemli eserlerini görebildim. Ama açıkçası hiç etkilenmedim. Ama sanırım bu şu andaki kısıtlı sergileme koşullarına değil benim artık bu sanatçıların Avrupa’nın her köşesinde ve hatta İstanbul’da birçok eserini gören ruhmun doymasına bağlı.. Beğeniler değişiyor, gelişiyor, aşama kaydediyor sonuçta… Modern sanata karşı bu aralar daha heyecanlıyım… Yaz sezonunda gidip bu müzeleri ziyaret etme niyetinde olanlar biletlerini Tours&Tickets ofislerinden garantilerse kuyrukta boşa zaman harcacamış olurlar diyerek müze konusunu şimdilik kapatalım.

Kaçamaklar
Bir günümüzü çok merak ettiğimiz Rotterdam’a ayırdık. Yine bu gezi boyunca yaptığımız en güzel hareketlerden biriymiş. Çok sevdim Rotterdam’ı.. Ve oraya giderken piyangodan çıkan Haarlem’i.. Bu kaçamak günü tüm detaylarıyla zaten ileride anlatacağım ama siz şimdilik bu şehirlere ya da Hollanda’daki başka şehirlere merkez istasyondan kısa bir tren yolculuğu ile ulaşabileceğinizi bilin, yeter…

Amsterdam’a dair fotoğrafları görmek için @gezicigunluk / instagram’dan ya da www.gezicigunluk.tumblr.com’dan beni takip edebilirsiniz. Şimdilik bu kadar… Ama çok çok bilgi, öneri, detay ve kişisel yorumlar blogdaki Amsterdam kategorisinde ve farklı dosyalarla tabi ki www.cokgezenlerkulubu.com’da…

AMSTERDAM’A DAİR DAHA ÇOK YAZI MI? O ZAMAN ŞU TARAFTAN : AMSTERDAM

One thought on “AMSTERDAM GEZİ NOTLARINA GİRİŞ

Comments are closed.